Fikir Yazısı Politika

Venezuela | Kurucu Meclis Bolivarcı devrimi kurtarabilecek mi?

ABD destekli sağcı muhalefetin sürüklediği protesto gösterileri sonucu kaosun hakim sürdüğü bir ülke haline gelen Venezuela’da, yeni anayasayı yazacak Kurucu Meclis’in üyelerini belirleyecek seçim, şiddetli protesto gösterilerinin ve sağcı muhalefetin boykotunun gölgesinde geçti. Katılım oranının yüzde 41.5 olduğu seçimleri, mevcut başkan Nicolas Maduro’nun Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV) kazandı. “Seçimler Latin Amerika’nın gelecek bağımsız yıllarını başlatıyor” diyen Maduro, seçim sonuçlarını tanımayacağını açıklayan ABD Başkanı Trump için de, “Trump’ın ne dediği umurumuzda değil, halkımızın ne dediği umurumuzda” ifadesinde bulundu.

Venezuela’yı yangın yerine çeviren protesto gösterilerinde şimdiye kadar 100’ün üzerinde insan hayatını kaybederken, ekonomik ve siyasi açıdan darboğaza giren ülkede işler pek durulacağa benzemiyor.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela’da kamu petrol şirketi PDVSA’nin yön verdiği ekonomi sayesinde petrol ihracatından kaynaklı gelirler kamucu bir anlayışla uzun yıllardır alt gelir grubundakilere aktarılıyor. İşsizliğin düşmesi, sosyal konut projeleri, eğitim ve sağlık sektöründe yapılan köklü reformlar, alt gelir grubundakilerin yaşam standardını arttıran sosyal politikalar ve altyapı yatırımları Chavistaların en büyük başarıları olarak öne çıktı. Bolivarcı hükümetin bu başarısı, ABD’nin arka bahçesi olarak görülen Latin Amerika’da domino taşı etkisi yaratarak birçok yerde halkçı-popülist partilerin iktidara gelmesini sağladı. Bu iktidarların en büyük handikabı, sermayeye karşı radikal bir pozisyon alamamasıdır. Bu noktada, yapılan önemli reformlar hep belli sınırlar içinde kaldı.

Petrol fiyatlarındaki değişiklikler ve sermayenin spekülatif hareketleri, ABD’nin ekonomik yaptırımları, burjuva liberal muhalefeti (ABD destekli sağcı muhalefet) sürekli besleyip büyütmesi, Batı medyasının ve ülke içindeki ana akım medyanın uluslararası topluma yönelik yaptığı tek taraflı yayınlar, sermayenin temel tüketim mallarına yönelik sabotajı, vurguncuların stokçuluk yaparak fiyatları ve enflasyonu yükseltmesi gibi temel etkenler, Bolivarcı devrimin kalbinde onarılmaz yaralar açmış durumda.

Nicolas Maduro

Venezuela’nın içinde bulunduğu durumu, sadece dış etkenlere, sermayenin ekonomiyi sabote etmesine ve sağcı muhalefete bağlamanın tek başına yeterli olmayacağını düşünen kesimler, Chavez’in ölümünden sonra Devlet Başkanlığına seçilen Maduro’nun selefinin başlatmış olduğu Bolivarcı devrim sürecini sağlıklı bir şekilde yürütemediği görüşündeler. Petrol fiyatlarının düşmesinin akabinde, iktisadi açıdan darboğaza giren ülkede, Maduro tarafından alınan önlemlerin Chavez’in devrimci mirasına aykırı olduğu belirtilmekte. Örnek verirsek; Chavez yaşarken, ülkenin yüzde 12’sini oluşturan Amazon ormanlarını hiçbir yatırımcıya açmazken, Maduro döneminde ormanlar çok uluslu altın arama şirketlerine peşkeş çekilmiş durumda. Çevresel sebepler ve Amazonlarda yaşayan yerli halkların yaşam hakkına duyduğu saygıdan ötürü Amazon ormanlarını dokunulmaz bir yer haline getiren Chavez’in aksine Maduro, belli imtiyazlar tanıdığı şirketlerin doğayı talan etmesine göz yumdu. Bunun yanı sıra, bürokrasi aygıtının sermaye birikim aracına dönüşmesi, devlet görevlilerinin artan yolsuzlukları, kamu denetim mekanizmasının saf dışı bırakılması, yoksulların ve işçi sınıfının kazanımlarının büyük ölçüde budanması, bu kaotik durumdan sermayenin hem siyasi hem de iktisadi güç kazanması bugünkü durumu yaratan diğer sebepler.

2015’te sağcı muhalefetin, Meclis’in üçte ikisini ele geçirmesi, Maduro yönetimine yönelik güçlü bir mesaj olarak değerlendiriliyor. Seçim sonuçlarını, Chavez’in mirasının reddi olarak yorumlamamak gerekir. Toplumun büyük çoğunluğu hala Bolivarcı devrimin yanında, ancak Maduro yönetiminden duyulan rahatsızlık, Chavez’in sadık destekçileri arasında da hayat bulmuş durumda. 2 milyona yakın Chavez destekçisinin 2015 seçimlerinde tepki olarak oy kullanmadığı vurgulanıyor.
Bolivarcı devriminin akıbetinin ne olacağı büyük bir soru işareti olarak karşımızda duruyor. Maduro yönetiminin, mevcut krizi çözme noktasında aldığı sert tedbirlerin ve Kurucu Meclis seçimlerinin, ülkedeki kaotik durumu sona erdirmesi şimdilik zor gibi. Arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika’da, Chavez ile birlikte filizlenen popülist solun yükselişinin kesintiye uğramasını daha da derinleştirmek isteyen ABD’nin, kendine tabii kıldığı sağcı muhalefet eşliğinde ve ekonomik sabotajlarla Brezilya’dan sonra Venezuela’da da taşları yerinden oynatmak için darbe de dahil bütün kozlarını kullanacağı aşikardır.