Politika Söyleşi

Söyleşi | Sedat Bozkurt: AK Parti, artık eskisi kadar kolay yönetilebilir bir parti olmaktan çıkmaktadır

Fox TV Ankara Temsilcisi, Gazeteci Sedat Bozkurt, referandum sonrasında hayır bloğununda buluşanların en önemli ortak dertlerinin “tek adam ve bunun getireceği diktatörlük yönetimi riski” olduğunu vurguluyor. Bozkurt, AK Parti’nin artık eskisi kadar kolay yönetilebilir bir parti olmaktan çıkmakta olduğunu ifade ediyor ve ekliyor: “Bu balon patlayacak.”

Bozkurt ile referandum sonuçlarını, CHP’nin yapması gerekenleri, yeni bir çözüm süreci ihtimalini ve Sarayın/AKP’nin bundan sonraki yönetimin yaratması muhtemel sıkıntılarını konuştuk…

Meşruluğu tartışmalı olsa da referandum sonuçlarını ele aldığımızda %48.6’lık bir Hayır oyu olduğunu görüyoruz. Sizce Hayır cephesinde buluşanlar geleceğe dair siyasi bir birliktelik olarak kabul edilebilir mi yoksa sadece Erdoğan ve başkanlık sistemi karşıtlığından ibaret bir birliktelik mi bu?

Hayır bloğunun muhtelif özellikleri var. Bunları politik bir kategoride değerlendirebiliriz. Hiç şüphesiz ortak dertlerinden en önemlisi, tek adam ve bunun getireceği diktatörlük yönetimi riskiydi ve bu yolu kat edecek kişinin Erdoğan olmasıydı. Bu blokun en rafine ortak noktası budur ve varlığını muhafaza edebileceği en kalın bölge de burasıdır. Bu aslında adını koymadan nitelendirilebilecek bir politik birliktir, kimliktir. Erdoğan karşıtlığı artık bir kişiye karşı olmayı aşmış, bir anlayış ve politik tezlere karşı olma halini almıştır. Bunun altı da yine politik olarak hatta ideolojik olarak çok rahat bir biçimde doldurulmaktadır. İslamcılık bile politik olarak Erdoğan karşıtlığını ifade etmekte zorlanmamaktadır. Hani sağcılık ya da solculuk gibi geleneksel politik bakışlardan bağımsız olarak. Bu blokun siyasi düzlemdeki karşılığı da hep AK Parti üzerinden yapılacak bir okuma ile gerçekleştirilecektir: 2019 seçimlerinde AK Parti seçmeninden de oy alabilecek bir aday ile bu blok yola çıkar mı? Bu Erdoğan ile onun kadrosunun 2019’a kadar ki en önemli politik kâbusudur aynı zamanda.

Özellikle Cumhuriyet Halk Partisinde “2019’da yapılacak seçimlere hazırlanırsak kazanırız” tezini savunanların olduğunu görüyoruz. Sonuçların meşruluğunu tanımıyoruz açıklaması yapıldıktan sonra 2019 seçimlerinin hedeflenmesi ise yoğun şekilde eleştiriliyor. CHP, bu süreçte ve sonrasında nasıl bir politika izlemeli sizce?

Zor soru. Türkiye’de siyaset yapmak artık çok zor. Çünkü artık siyasal İslam’ın Türkiye’deki temsilcisi olan Milli Görüş hareketi bile referandum sürecinde AK Parti ile Cumhurbaşkanını eleştirirken, “din siyasete bu kadar alet edilmemeli” dediler. Artık ne kadar edildiyse! Bu süreçte Müslümanların peygamberiyle kendisini eşitleyen söylemlere de tanıklık yaptık. Karşı tarafı hiç tereddüt bırakmayacak şekilde ötekileştiren, aşındıran olumsuz sıfatlarla adlandıran bir politik kamplaşmaya tanıklık yaptık. Tabi iktidarın elinde bulunan devlet ve medya gücü ile bu söylemlerinin etkisini arttırma yeteneğini de gördük. Şimdi tüm bu pratiği bir şablon olarak masaya yatırdığımız zaman eleştireceğimiz, yetersiz bulduğumuz yer CHP midir? CHP, son seçimde kendisi için çizdiği başarı çıtasının yeterli olmadığı bir mecrada siyasi mücadele verdi. Kendi bahçesinin dışına çıkarak ürün ekip hasat yapmak istedi. Ben bu süreci, bu tarif ettiğim anlamda başarılı bulanlardanım. Bence CHP’nin siyaset yapabilmesi ya da bizim de vicdanlı ve mantıklı şekilde eleştirebileceğimiz siyaset yapmasını istiyorsak, önce muhalefetin siyaset yapacağı iktidar kurumunun kendisini siyasi sınırlar içine çekmesini istememiz lazım. O zaman herkesin ve bizim de işimiz kolaylaşır.

Referandum sonrasında HDP’den ve AKP’den bazı isimlerden “yeniden çözüm süreci olmalı” vurgusu taşıyan açıklamalar geldi. Yeni bir süreç olabilir mi? Eğer olursa bunun pratikleri nasıl olacaktır?

Sizin için yazdığım yazıda çözüm sürecinin otopsisini yapmıştım. Adı ne olur bilmem ama Kürt sorununa güvenlikçi politikalar dışında bir bakış mecburidir. Ama içinde Kürt itirazı olan Türkiye’nin bugünkü Suriye politikası buna kısa vadede izin vermez. Çözüm sürecinin bitirilmesinin nedenlerinden birisinin ben Suriye’deki Kürt oluşuma daha rahat müdahale edilmesi olduğunu düşünenlerdenim. Irak Kürt bölgesi ile iyi ilişkilerin kalıcı ve uzun vadeli olabileceğini kimse düşünmüyor. Şimdilik iyi olabilir ama geleceği var mı? Suriye’de Esad ile PYD/YPG’nin İŞİD sonrasında devam edecek bir işbirliğinden söz edebilir miyiz? Ya da tam tersi İŞİD sonrası Suriye’de Kürtleri daha sıkıntılı bir süreç mi bekliyor? Türkiye’deki çözüm sürecini bunlardan bağımsız düşünemeyiz. Esad’ın şiddeti Kürtlere yönelirse İŞİD sonrası, hem ABD hem de Rusya ile iyi ilişkilerde bulunan Kürtleri Suriye’de savunmak Türkiye’ye bir “ihale” gibi düşebilir mi?

Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte kusursuz ve tam anlamıyla hakim olduğu bir yapı kurabileceğini düşünüyor musunuz? Gerek kabinede gerekse AKP içerisinde mutlak otoritesini kurması mümkün olacak mıdır? Mevcut kabinede de özellikle ekonomi yönetimi konusunda çatışmalar olduğunu biliyoruz. Bu iç çatışma durumu daha da derinleşecek midir?

AK Parti, dışarıda bıraktığı unsurları göz önünde bulundurarak söylüyorum artık eskisi kadar kolay yönetilebilir bir parti olmaktan çıkmaktadır. Bagajı doldu ve Türkiye ekonomik olarak da sosyal olarak eskisi kadar kolay yönetilir bir ülke değil. Basınç geldikçe, dolu balonun basıncı her yere aynı şiddette yansıtması gibi yansıtılacak ve aynen balonlarda olduğu gibi en zayıf yerinde de bu balon patlayacak. Öyle görülüyor. Saray hükümet ve parti yönetimi kurgusunu tam anlamıyla eline alırsa ve mantık yerine duygularıyla hareket ederse başta ekonomik yönetimi olmak üzere her kararı sıkıntının derinleşmesine yol açacak.