Özel Haber Söyleşi

Söyleşi | Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin: Nefret söylemleri arttıkça toplumda şiddet eylemleri artış gösterir

Türkiye, yoğun terör saldırıları, patlayan bombalar ve her gün gelen ölüm haberleriyle yaşanılan, daha doğrusu yaşanılmaya çalışılan bir ülke oldu. Bu yoğun gündemde gözardı edilen en önemli konulardan birisi ise bireysel olarak ruhsal sağlığımız olmakta. Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin ile bu terör gündeminin topluma ve tek tek bireylere nasıl etkileri olduğunu, artan ötekileştirici ve saldırgan söylemlerin toplumdaki yansımalarını ve bütün bunlardan insanların kendisini nasıl koruması gerektiğini konuştuk. Altekin, mevcut tablonun karamsar olduğunu ortaya koysa da geleceğe dair olumlu bir tahayyül kuruyor: “Zor olacak, zaman alacak ama yaraları birlikte saracağız; yan yana durarak, birbirimizin gözlerine daha çok bakarak, dayanışarak, çalışarak, üreterek ve en önemlisi de geleceğe, barışa, demokrasiye ve insanlığa inancımızı ve umudumuzu koruyarak…”

Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin

Türkiye’de özellikle son iki yıldır gündemde patlamalar ve silahlı saldırılar var. Bu süreci genel olarak değerlendirdiğimizde bireysel olarak yurttaşların ruhsal sağlığına doğrudan ya da dolaylı etkileri nelerdir?
Türkiye’de ve hatta dünyada son yıllarda gittikçe artan sıklıkta yaşanan patlamalar, terör eylemleri ve silahlı saldırılar, hem bireysel olarak yurttaşlar hem de genel olarak toplum üzerinde uzun süreli ve derin yaralar açan travmalardır. Literatür verilerine ve klinik gözlemlere göre, insan eliyle gerçekleşen böyle travmatik olaylar, doğal afetlerin etkilerine kıyasla insanlar ve toplumlar üzerinde daha uzun süreli, daha derin yaralar açar.

Son yıllarda yaşanan tabloyu daha da zor ve ağır hale getiren şey, daha bir travmanın şokunu atlatmadan bir yenisinin eklenmesi. Özellikle son aylarda bir travmanın yarattığı kayıpların yasını yaşayamadan, sindiremeden üzerine bir yenisi, bir yenisi daha eklendi ve hala da ekleniyor. Bu koşullarda da gerçekten iyi olmak, iyi kalmak, sağlığını, aklını koruyabilmek, yani bedenen, ruhen ve zihnen kendini koruyabilmek çok zorlaştı.

Travmatik olaylar sonrası belirli tepkiler, “anormal bir duruma verilen normal tepkiler” olarak görülür. İç içe geçen pek çok yoğun duygunun yaşanması olağandır; panik, korku, endişe, kızgınlık, öfke, suçluluk, çaresizlik ve umutsuzluk inişli çıkışlı olarak yaşanır. Belirli görüntülerin ve anıların gözün önünden gitmemesi, kulaklarda yankılanan sesler, burundan gitmeyen kokular gibi ‘yeniden yaşantılama’ adı verilen stres belirtilerine rastlanabilir. Olay yerinden ve olayı çağrıştıran her şeyden kaçma ve kaçınma ihtiyacı ortaya çıkabilir. Tetikte olma hali, tedirginlik, şüphecilik doğal olarak böyle zamanlarda artar. Uykuda ve iştahta bozulmalar olabilir. Enerjisizlik, ilgisizlik, isteksizlik artabilir, dikkat ve konsantrasyon zorlukları olabilir, bütün bunlar da insanın günlük hayatını sekteye uğratabilir. İlişkisel düzeyde yaşanan yabancılaşma ve yalnızlaşma, toplumsal düzeyde çözülme getirir. Ayrımcılık, ötekileştirme, düşmanlaştırma ve nefret söylemleri arttıkça da toplum genelinde, insanlar arasında ve sokaklarda şiddet ve nefret eylemleri artış gösterir.

Bireysel olarak bizde yarattığı etkilerden başlarsak; korku, kaygı, tedirginlik, çaresizlik, umutsuzluk, karamsarlık şu anda çok yükselmiş durumda. İnsanların en temelde hayatta kalma güdüsü var. Ve şu anda hayatta kalmakla ilgili ciddi endişe eder hale geldi herkes. Çünkü “her an her yerde benim ya da sevdiklerimin başına bir şey gelebilir” kaygısı, artık bir kuruntu olmaktan çıktı, maalesef reel bir korku ve tehdit unsuru haline geldi. Bununla beraber bu son yaşananlara, ülkemiz gerçekliğinde bakacak olursak insanların karamsarlığını arttırdı, hatta umutsuzluğa doğru götürdü. İnsanlar çok çaresiz hissediyor. “Ne yapsam işe yaramayacak”, “ne yapsam bir anlamı yok” diye düşünmeye başladılar ve bu yüzden de gittikçe izole olmaya, geri çekilmeye, normalde yapabilecekleri şeyleri de yapmamaya başladılar ki işte burası sağlıksız ve tehlikeli bir tablo.

‘Kutuplaşma, insanları rasyonel ve sağduyulu bir biçimde düşünmekten uzaklaştırıyor’

Bu travma hali, siyasi tercihleri belirleme konusunda yurttaşları rasyonel düşünmeden uzaklaştırmakta mıdır?
İnsanın duyguları yoğunken rasyonel düşünme ve sağlıklı karar verme kapasitesi azalır. Yani çok kızgınken de çok üzgünken de hatta çok mutluyken de düşünme, muhakeme etme, dolayısıyla sağlıklı değerlendirme süreçlerimiz bir miktar bozulur. Yaşanan travmaların kümülatif etkileri, kayıpların yası, artan şiddet, nefret, ayrımcılık ve kutuplaşma, insanları rasyonel ve sağduyulu bir biçimde düşünmekten uzaklaştırıp, fevri kararlar verme risklerini arttırıyor. Yetişkince düşünmek ve davranmak yerini çocukça inatlaşmaya bırakabiliyor.

Toplumda son zamanlarda büyük bir tahammülsüzlük olduğu yorumları yapılmakta. Bu yorumlara katılıyor musunuz? İnsanlar bu tahammülsüzlüklerini aşabilmek için ne yapmalı?
Herkes herkese bir anlamda ‘saldırmaya’, birbirini etiketlemeye ve ötekileştirmeye  çok yatkın bir hale geldi. Ortaya çıkan politik farklılıklar çok sivri ve çok sert şekilde ifade bulmaya başladı. Bununla beraber birtakım insanlar aile içinde, bazı insanlar yakın arkadaş çevresinde ilişkilerini gözden geçirmeye, sorgulamaya başladılar. Hayal kırıklıkları yaşamaya başladılar, “inanamıyorum nasıl böyle bir şey söyler” şeklinde birbirine yabancılaşmalar başladı. Ve bu yabancılaşmanın getirdiği şey de yalnızlaşma olmaya başladı. Mesela bazı insanlar, bazı arkadaşlarını veya akrabalarını sosyal ağlarından çıkarmaya başladılar; bazıları gerçek hayatta da ilişkilerini kesmeye başladılar. Bundan daha da ağır ve acı olan ise, bir noktadan sonra bunun sokakta birbirini tehdit etmeye veya linç etmeye dönüşmesi oldu.

‘Ayrımcılık, insanları “biz- siz” olarak, “bizden olanlar-bizden olmayanlar” olarak tanımlamakla ve ayırmakla başlar’

Kayseri’de HDP il binasına yapılan saldırı

Siyasi liderlerin ve kanaat önderlerinin düşmanlaştırıcı, ötekileştirici dili yurttaşların gündelik hayatlarındaki tutumlarını doğrudan şekillendirmekte midir?
Önemli ölçüde etkili olduğu muhakkaktır. İnsan söz konusu olduğu zaman basite indirgenmiş neden-sonuç ilişkilerinden söz etmek sağlıklı ve gerçekçi olmaz. Zemin hazırlayıcı faktörler, tetikleyici olaylar ve sosyopolitik atmosferin yarattığı etkilerin hepsini fark etmek gerekir.

Her şeyden önce, unutmamak gerekir ki, yası tutulmamış kayıplar ve hazmedilemeyen tüm bu travmalar toplum genelinde öfkeyi, nefreti ve şiddeti arttırıyor; kutuplaşmanın ve ayrımcılığın tırmanmasına neden oluyor. Toplum genelinde bir yandan korku, kaygı, tedirginlik, çaresizlik ve umutsuzluk yoğunlaşırken; diğer yandan kızgınlık ve öfke artarak şiddetin, nefretin, kutuplaşmanın, düşmanlaşmanın ve ayrımcılığın önünü açıyor. Herkes birbirini suçluyor, herkes adeta birbirine saldırıyor son günlerde. Ayrımcılık, insanları “biz- siz” olarak, “bizden olanlar-bizden olmayanlar” olarak tanımlamakla ve ayırmakla başlar. İkinci adımda, “biz” diye anlam yüklediğimiz şeylere iyi atıflarda bulunurken, “bizden olmayanlar”a düşmanca ve olumsuz şeyleri yüklemek gelir. Ve üçüncü adımda ise, o düşmanca ve ayrımcı nefret söylemi, nefret eylemlerine ve şiddete dönüşür.

Hele bir de hakim olan sosyopolitik atmosferde politik liderlerin, dini liderlerin, kanaat önderlerinin, tanınan ve sevilen sanatçıların, sporcuların dili ve üslubu da eğer düşmanlaştırıcı, ötekileştirici bir nefret söylemine kaydığında bunun toplum üzerindeki olası olumsuz etkileri kaçınılmaz olur.

‘Gün içinde zaman zaman haber takibine ve sosyal medya kullanımına ara verin’

Terör ve kaos ortamında korkmak ve kaygı duymak insanın doğal bir refleksi olarak kabul edilir. Peki bu kabul üzerinden yurttaşlar kendilerini korumak ve bu gerçeklikle baş edebilmek için neler yapabilir?
Evet, terör gibi bir dış gerçeklik karşısında korku ve kaygı duymak, tedirgin ve tetikte olmak evrimsel olarak da işlevsel olan normal ve sağlıklı tepkiler arasındadır. Üzüntü ve keder kadar çaresizlik, kızgınlık ve zaman zaman umutsuzluk da kayıplarımızın ardından yaşadığımız yas sürecimizin doğal parçası olan tepkilerdendir. İç içe geçen tüm bu yoğun duyguların anormal bir duruma verilen normal tepkiler olduğunu unutmamak gerekir.

Baş etmek ve hayata devam edebilmek hiç kolay değil ama küçük adımlarla günlük rutinlere dönmeye çalışmak, gücümüzü toplamamıza yardımcı olacaktır. İnsan teması şifa kaynağıdır; böyle zamanlarda daha fazla yan yana olmaya ihtiyacımız olur, ve birbirimizle konuşmaktan, dertleşmekten güç alırız. Aile ve yakın arkadaşlarımızla daha fazla zaman geçirmek ve daha yakın paylaşımda bulunmak iyi gelecektir. İşimiz, mesleğimiz her ne ise onu iyi ve doğru yapmak, insana ve topluma faydalı emek vermek yapabileceğimiz en anlamlı ve en önemli şeyler arasında olacaktır.

Zaman hem kendi sağlığımıza hem de birbirimizle temasımıza özen gösterme zamanıdır. İçinizden gelmese de yemek ve uyku düzeninize özen göstermeye çalışın; hareket edin, yürüyüş yapın, ailenizle ve arkadaşlarınızla konuşun, temas edin. Ve belki de en önemli noktalardan biri, gün içinde zaman zaman haber takibine ve sosyal medya kullanımına ara verin ki tükenmeyin, gücünüzü yeniden toplayacak alan açın kendinize.

Zor olacak, zaman alacak ama yaraları birlikte saracağız; yan yana durarak, birbirimizin gözlerine daha çok bakarak, dayanışarak, çalışarak, üreterek ve en önemlisi de geleceğe, barışa, demokrasiye ve insanlığa inancımızı ve umudumuzu koruyarak…


Klinik Psikolog Dr. Serap Altekin Kimdir?

Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde Lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Klinik Psikoloji Yüksek Lisans derecesini alarak uzmanlık ünvanını kazandı. Aynı üniversiteden Klinik Psikoloji alanında doktora eğitimini tamamlayarak Dr ünvanını kazandı.

1999 Marmara Depremi sonrasında bölge halkına yönelik ve 2003 yılında İstanbul’da yaşanan patlamalar sonrasında, Sinagog, HSBC ve İngiliz Konsolosluğu çalışanlarına yönelik olarak düzenlenen travma sonrası psikolojik ilkyardım ve psikososyal destek çalışmalarına katıldı. 2011 Van Depremi, 2013 Gezi Süreci, 2014 Soma Faciası, 2015 Suruç ve Ankara patlamaları ardından dayanışma ve uzun süreli psikososyal destek hizmetlerinin hem koordinasyonunda hem de saha çalışmalarında görev aldı.

Araştırma ve klinik çalışma alanlarından bazıları; ayrılık, kayıp ve yas, travma ve travma sonrası stres bozukluğu, ikincil travmatizasyon, kriz ve krize müdahale, kızgınlık ve öfke yönetimi, ilişkisel problemler, psikosomatizasyon, duygudurum bozuklukları, kaygı bozuklukları ve yetişkinlerde dikkat eksikliği sendromudur.

Dokuz8 Haber Ajansı Ağı’nın danışma kurulunda “medyada haber dilindeki yaygın etik ihlaller”, “ayrımcılık ve nefret söylemi”, “şiddet ve intihar haberleri” gibi konularda gönüllü eğitim ve danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Türk Psikologlar Derneği (TPD) İstanbul Şubesi Başkan Yardımcısıdır. TPD İstanbul Şubesi Travma Birimi sorumlusudur.


 

Yazar Hakkında

Egemen Aldoğan

Tahayyul.Net Yayın Yönetmeni

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıkla