Kadın Politika

Rapor | AKP’nin yürütmüş olduğu erkek egemen politikalar kadınları eve mahkum etti

DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla  hazırladığı kadın emeği raporunun sonuçlarını açıkladı. 2016 yılında kadın işçilerin çalışma hayatına katılım ve çalışma ilişkileri içerisindeki sorunlarını görünür kılmak için hazırlanan raporda, “Özellikle son dönemlerde AKP Hükümeti’nin yürütmüş olduğu erkek egemen politikalar ile kadın hayatlarının sarmalanması; savaşın, şiddetin, sömürünün, ayrımcılığın ve eşitsizliğin en ağır hallerinin kadınlarca yaşanmasına neden olmuştur.” vurgusu yapılıyor.

Raporda, “Türkiye’de kapitalist düzen, muhafazakâr ve gerici politikalar ve erkek egemen anlayışın ortaklaşması ile kadın emeğinin, bedeninin ve kimliğinin ikincilleştirilmesinin bir sonucudur.” değerlendirmesi yapılıyor.

Rapora göre, “Kadının toplumdaki rolünü sadece “börek yapması”yla ilişkilendiren ‘bakanlar’, kadınların “üç çocuk doğurmaları” için kısmi süreli çalışma koşulları getirerek kadını yeniden eve mahkum etmiştir.”

Raporda yer alan bazı değerlendirmeler şöyle:

Kadınların İşgücüne Ve İstihdama Katılma Oranları Dünya Genelinde Yüksek, Türkiye’de Düşük

Kadınların işgücüne katılma düzeyleri ve istihdam içerisindeki yeri, aynı zamanda toplumsal yapı içerisinde kadınlara verilen önemi de ortaya koymaktadır. Gelişmiş ülkelerde kadınların çalışma hayatına girişi Sanayi Devrimi’ne kadar uzanmaktadır. Kadınlar önceleri daha çok geleneksel rolleri içerisinde üretim sürecinde yer alırken, Sanayi Devrimi ile birlikte ücretli bir işçi olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Ancak kadınların çalışma hayatında girişi ve burada konumlanışı, erkeklerle eşit koşullarda gerçekleşmemiştir. Çünkü kadınlara yüklenen toplumsal roller ile kadının esas görevinin ev işleri-bakım hizmetleri olduğu düşüncesi, kadın işgücünü ikincil işgücü, kadın emeğinin ikincil emek olarak görülmesine neden olmuştur.

Türkiye’de 12 Milyona Yakın Kadın, Ev İşleri Nedeniyle Çalışma Hayatının Dışında

Ülkemizde kadınların işgücüne katılımını etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunların başında da toplumun kadınlara bakış açısını etkileyen sosyo-kültürel yapı gelmektedir. Bu yapı içerisinde kadınların konumu hem geleneksel toplum yapısı hem de uygulamaya konulan ekonomik ve siyasi kararlar ile belirlenmektedir. Özellikle bu sosyo-kültürel yapı içerisinde son yıllarda uygulamaya konulan muhafazakâr politikalar, kadınların toplumsal yapı içerisinde yerinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Örneğin hükümet yetkilileri kadının toplumdaki rolünü sadece “börek yapma”yla ilişkilendirip üstüne de “üç çocuk doğurmalı” telkinlerinde bulunmaktadır. Cinsiyetçi söylemle biçimlenen politikalar, kadınların çalışma hayatına katılımlarını artırıcı politikalar üretmek yerine, kadınların daha çok ev ve bakım hizmetlerine yönlendirilmesine yol açmaktadır.

Nitekim TÜİK’in (2014) yapmış olduğu araştırmada kadınların işgücüne dahil olamama nedenlerinin başında “ev işleriyle meşgul” olma gelmektedir. 12 milyona yakın kadın ev işleriyle meşgul olduğu için işgücüne dahil olamamıştır. Bununla birlikte, erkeklerde ev işleriyle meşgul olmalarından dolayı işgücüne dahil olamama kısmında bilgi bulunmamaktır. Bu durum açıkça ev işlerinin kadın işi olarak görüldüğünü göstermektedir. Yine “ailevi ve kişisel nedenler” ile işgücüne katılmadığını söyleyen kadınların sayısı, erkeklerin sayısının altı katı katıdır.

Türkiye’de 1,5 Milyon Kadın Kayıt Dışı Ve Yarı Zamanlı Çalışıyor!

Kadınların, istihdama katılma oranlarını olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden birisi de esnek ve kayıt dışı sektörlerde çalıştırılmalarıdır. Ülkemizde 1980’li yıllardan itibaren uygulamaya konulan neo-liberal politikalar ve esnekleşen çalışma biçimleri en çok kadınları etkilemiştir. Hükümetler ve işveren çevreleri tarafından işsizliği azaltma, kayıt dışı çalışmayı önleme ve kadınları daha çok istihdama katma gerekçesiyle tam zamanlı ve güvenli çalışma koşulları yerine kısmi zamanlı esnek çalışma modelleri, 2003 yılında çıkarılan 4857 sayılı İş Kanunu ile yasalaşmıştır. Asıl amacı, işverenlerin işgücü maliyetlerini düşürmek olan bu düzenlemelere ek olarak da bugünlerde TBMM’de olan özel istihdam büroları ile geçici iş ilişkisi kurma ve uzaktan çalışma biçimine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerin hayata geçmesi durumunda daha fazla kadın, daha fazla kötüleşmiş çalışma koşullarına mahkûm olacaktır.

Türkiye Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Endeksinde Son Sıralarda!

Küresel ölçekte yapılan toplumsal cinsiyet araştırmaları, Türkiye’de kadınların çalışma hayatından kaynaklanan sorunlarının temelinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayandığını ortaya koymaktadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2015 yılında yaptığı Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi sonuçlarına göre; Türkiye 145 ülke içinde 130. sırada yer almaktadır. Aynı araştırmada, çalışma hayatındaki kadınların durumunu ortaya koyan “ekonomik katılım ve fırsat eşitliği” göstergesine baktığımızda da Türkiye 145 ülke içinde 131. sıradadır. Eğitim ve politikada cinsiyet eşitliği sıralamasında 105. sıradayız. Ücret eşitsizliği açısından ise Türkiye 145 ülke arasında 82. sıradadır. Bu durum açıkça gösteriyor ki, ülkemizde kadınlar eğitimden politikaya, istihdamdan ücrete, genel olarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmadığı koşullarda çalışmaya ve yaşamaya çalışıyorlar.


Raporun sonuç kısmında sunulan çözüm önerileri ise şöyle:

Dünyanın yarısını oluşturan kadınlar için evde, sokakta, okulda, işte ve hayatın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekir. Bunun için de öncelikli talebimiz, kadın-erkek ayrımı yapılmadan herkese güvenceli iş ve güvenceli istihdam koşullarının yaratılmasıdır.

Bu taleplerimizle beraber;

1. Kadın istihdamını artırmak için önerilen esnek çalışma biçimlerine karşı tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalıdır.

2. Kadınların işe alım ve yükselmelerinde cinsiyetçi politikalardan vazgeçilmelidir.

3. Kadın ve erkek arasında yaşanan ücret eşitsizliği giderilmelidir.

4. Ebeveyn izni ücretli bir hak olarak tanınmalıdır.

5. İşyerlerinde kadınlara yönelik şiddet ve taciz engellenmeli, bunları yapanlar cezalandırılmalıdır.

6. Sendikaların olduğu işyerlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı toplu sözleşmeler yapılmalıdır.

7. Kadınlara özgü görülen ev içi sorumlulukların çözümü için kamu politikaları hayata geçirilmelidir. Özellikle kamu kurumları ve yerel yönetimler tarafından kreş, gündüz bakım evi, hasta ve yaşlı bakım evleri gibi merkezler açılarak tüm kadın ve erkeklerin ücretsiz yararlanabileceği bir hak olarak tanımlanmalıdır.

8. Eğitim politikaları toplumsal yapının dayattığı ataerkilliğin ötesine geçerek eşitlik temelinde yeniden düzenlenmeli ve eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalıdır.

9. 8 Mart tüm kadınlara resmi ve ücretli tatil günü ilan edilmelidir.