Emek Özel Haber

Meslek Hastalıkları Patrona Kazandırıyor, İşçiyi Öldürüyor

Türkiye’de meslek hastalığı rakamlarının gerçeği yansıtmadığına dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Akkurt, “Ülkede yılda en az 100- 200 bin meslek hastalığı teşhisi konulması lazım. Yılda yaklaşık 10 bin kişinin ölüm sebebi meslek hastalıkları ama bunu kimse bilmiyor, kayıt altına da almıyor” dedi.

Meslek hastalıklarından 10 kişi ölüyor ama kimse umursamıyor
Prof. Dr. İbrahim Akkurt

Meslek hastalıkların Türkiye’de neden tanımlanamadığı ve kayıt altına açınamadığını açıklayan Prof. Dr. İbrahim Akkurt, ülkede meslek hastalıklarının üstünü örten tazminci mantığın işlediğini söyleyerek, “Devlet- işveren açısından kazan kazan mantığı işlerken, işçi için kaybet kaybet mantığı işliyor. İşçi tazminci mantıkta hem çalışamaz duruma geliyor” dedi. Meslek hastalıkların SGK tarafında kayıt altına alınmasının yanlış olduğunu anlatan Akkurt, “Hastalıkları tespit edecek ve kayıt altında tutacak olan Sağlık Bakanlığı’dır. SGK sadece yıllarca süren meslek hastalığı tespiti konul kişilere ödediği kişilerin rakamlarını açıklıyor” diyerek, Türkiye’de yaklaşık 10 bin kişinin meslek hastalığı nedeniyle öldüğü bilgisini verdi.

Meslek hastalıkları konusunda Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) açıkladığı rakamları değerlendiren meslek hastalıkları konusunda uzaman Prof. Dr. İbrahim Akkurt, bu rakamların düşük gösterilme nedeninin ülkedeki tazminci mantıktan kaynaklandığını anlattı. Meslek hatalıklarının Türkiye’de tespit edilmesinin sistematik olarak istenmediğinin altını çizen Akkurt, “Hatta bu engelleniyor. Bazen bazı uygulamalarla ILO ve benzeri dış kuruluşlara göstermelik olarak bir takım çalışmalar sunuluyor. Meslek hastalıkları tespit sistemi bu düzeyde olduğu sürece hastalıkların gerçek rakamları yansıtması mümkün değil” dedi.

Prof. Dr. Akkurt, SGK’nın açıkladığı rakamlarda sadece meslek hastalığına yakalanmış ve tazminat ödenmiş kişilerin yer aldığını belirterek, şunları aktardı: “Her meslek hastalığını maluliyet mantığı ve tazminatı koyduğunu zaman işin içerisine SGK, mahkemeler giriyor. Yıllarca sürecek yargılamalar. İşçi doğru dürüst bir maluliyet sosyal hakkı bile elde edemiyor. Malul kalanların hangi nedenle malul kaldıklarının üstü, mevcut sistemde örtüldüğü için işçi malullük sosyal hakkını da elde edemiyor. Devlet ve iş veren açısında kazan kazan mantığı işliyor. Çalışan için de kaybet kaybet olarak işliyor. Çalışan çalışırken bu hastalığı fark edemiyor, fark etse kayıt altına alacak bir sistem yok, çalışıyor bir süre sonra çalışamaz durma geldiğinde, ‘Ben işim nedeniyle böyle oldum’ da diyemiyor.”

Yılları Bulan Tespit Süreci

Prof. Dr. İbrahim Akkurt, Türkiye’deki tazminci mantık sürecini ise şöyle açıklıyor: “Maluliyet mantığı olan sistemde, hastalığın kişideki işiyle illiyet bağının bulunması, tekrarlana sebeple olması, sürekli devam etmesi, en önemlisi kişinin sigortalı olması yani kayıt altında olması gerek. Bu sistemde işçi mutlak suretle bir malul duruma düşecek. Yani bir çalışamaz durma gelinceye kadar çalışacak. Kişi çalışmasına engel oluşmuşsa Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) iş kazaları ve meslek hastalıkları koluna kendisi diyecek ki ‘Ben bunca sene çalıştım. İşim de şuydu. Bende meslek hastalığı var. Beni tetkik edin.’ SGK kişiyi tespit için yetkilendirdiği 3. basamak eğitim ve araştırma hastanesine, üniversite hastanesi yada meslek hastalıkları hastahanelerine yönlendirecek, onlar kişiyi inceleyecekler. O inceleme sonucunda hakikaten bir kuşku varsa, meslek hastalığı ön tanısı konulacak. Tekrar söz konusu hastaneler SGK’ya bildirecekler, ‘Bunda kuşkular var. Bunun işyeri müfettiş tahkikat raporunu gönderin’ diyecekler. Aylarca süren bir incelemeyle kişinin eskiden çalışmış olduğu yerlerdeki mesaileri, çalışma durumu tespitleri yapılacak. Tahkikat raporu tekrar yollanacak, bu sefer kişinin konusu meslek hastalıkları kurullarına gidecek. Bu kurullar daAnkara, İstanbul ve İzmir’de var. Bu kurullarda kişinin maruziyetiyle, meslek hastalığı uyuşuyor mu diye araştıracak. Uyuşma varsa, bu sefer meslekte kazanma gücü oranına bakılacak, bu oranda da azalma varsa ancak meslek hastalığı teşhisi konulacak. Şuandaki sistemde tanı süreci 6 ay 1 sene sürüyor. Ben kendim şahit oldum, olay iş mahkemesine gitmişse 10 yıl süren dosyalar var.”

Tıbbı Tanım ve Kayıt Gerekli

“Burada işin özü çalışanı korumak yerine iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortacılık kolu üzerinden iş vereni koruma mantığı yürürlükte. Meslek hastalıklarının saptamamasının temel nedeni, iş her meslek hastalığı telaffuzunda maluliyet ve tazminatın gündeme gelmesi. Bunun yerine tıbbi meslek hastalığı tanımı ile tazmin gerektiren meslek hastalığı tanımı yapılmalı. Tıbbi meslek hastalığı tanımı üzerinde yapılan tanılarlar gerçek rakamlara ulaşabiliriz. Bu rakamların kaydını tutacak yer de SGK değil Sağlık Bakanlığı’dır.”

2012’de Çıkan Yasanın Yanlış Yanı

Prof. Dr. Akkurt, 2012’de çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nda tıbbi meslek hastalığı tanımı yapıldığı bilisini vererek, yasadaki yanlışları tespit etti: “ 2012’ye kadar yılda 1000 civarında da olsa meslek hastalığı tespiti yapılırken, 500 ve altına inmeye başladı. Eskiden meslek hastalığını tespit etmede oluşan bariyerler, 2012 yılından sonra daha da arttırıldı. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’ndaki tespitteki şartlarının yanına, 6331 sayılı kanundaki yanlışlar eklendi. 6331’e göre bir meslek hastalığı tespiti söz konusu olursa hem iş güvenliği uzamanı hem de iş güvenliği hekimi 6 ay süreyle işsiz kalacak manasına gelen madde konuldu. Zaten mevcut sistemde maluliyet bırakmadan meslek hastalığı tespit edilemiyorken, bir de ön tespiti yapacak kişilere iş tehlikesi geldi. Şuandaki sistem çalışma ortamlarındaki risk ve tehlikelerin üstünü örtmeye yönelik bir sistem. Hastalık ortaya çıkıyor ve bu hastalığın meslekle ilgili olup olmadığını araştırılmasının ve kaydının alınması resmen Sağlık Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı’nca engellenir.”

Prof. Dr. Akkurt mevcut tanı sisteminde patronların meslek hastalığı tespitlerinin yapılmasını istemeyeceğine vurgu yaparak, başında geçen bir olayı da anlattı: “ Tüm dünyada çalışılan işin risk derecesine göre işveren iş kazası ve meslek hastalıkları primini öder. O prim kişi zara uğramışsa o zararın giderilmesi, varsa etkilenme durumu tazminat için kullanılır. Ondan sonra ‘neden bu önlemleri olmamış’ diye işveren rücu ettirilir. İşçide meslek hastalığı telaffuzu edildiği an onu tespit eden işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve çalışan kendisi kapının önünde bulur. Çalışan da işsiz kalırım korkusuyla meslek hastalığını bildirmiyor. Bir şekilde bir doktor meslek hastalığı teşhisi koysa, sigortacılık mantığı gereği durum işverene rücu edileceği için işveren o işçiye ‘sana uygun işim yok’ diyecektir. Sistem işçiye diyor ki ya bu şekilde takatsiz ve güçsüz kalana kadar çalış yada işsiz kal. Kişiye yazdınız mesleki astım vardır tozsuz- dumansız işlerde çalışmalıdır, rapor ancak 2 ay kadar süre sonra işverene gidiyor. O teşhisi koyduğunuz işçi size geliyor diyor ki ‘ Sen bana ne yaptın. Benim çoluk çocuğumun ekmeğiyle nasıl oynarsın.’ Görüyorsunuz ki işçiyi işveren ‘tozsuz- dumansız işim yok’ diyerek işten atmış.”

İş Kazalarına Bak Meslek Hastalığını Gör

Prof. Dr. Akkurt, Türkiye’de gerçek meslek hastalığı rakamlarını yapılan çalışmalara atıfta bulunarak açıkladı: Yapılan çalışmalara göre yılda en az yüz ile iki yün bin kişide meslek hastalığı tespiti konulması, on bin civarında ölümün sebebinin meslek hastalığı olması gerekiyor. Ancak bu ölümlerin ve hastalıkların üstü örtülüyor. Ama bunun yanında birden iş kazaları hortladı. İşçi sağlığı ve iş güvenliği bir bütündür. Bir ülkede işçi sağlığının göstergesi meslek hastalıkları, işçi güvenliğinin göstergesi de iş kazalarıdır. Dünyadaki göstergelerde meslek hastalıklarının oranı iş kazalarının üstündeyken, bizim ülkemizde bu oran yüzde 0,002. Türkiye’de 70- 80 bin civarı kayıt altına alınan bir o kadar da kayıt altına alınmayan iş kazası var. Bunu meslek hastalıklarına oranladığınızda yüz binin üzerinde meslek hastalığı tespitinin yapılması lazım. Sen işçi sağlığına önem verip önleyici bir sistem geliştirmez, çalışma ortamındaki tehlikeleri belirleyip, bunların oluşturduğu risklerin analizini yapıp önlem almazsan her gün iş kazası yaşanır. Bu yüzden iş kazalarına cinayet ve katliam denilecek ölümler oldu.”