Emek Özel Haber

Meslek hastalıkları kayıt altına alınmazsa, maluller ordusu oluşacak

Meslek hastalıklarında uzman isim Prof. Dr. İbrahim Akkurt, meslek hastalıklarının kayıt altına alınabilinmesi için sistem önerisinde bulundu. Öneriye göre meslek hastalıklarının önlenmesi için koruyucu hekimlik olmalı ve meslek hastalığına yakalananların kayıtları Sağlık Bakanlığı’nda biriktirilmeli.

 

Prof. Dr. İbrahim Akkurt

Meslek hastalıklarına çözüm olabilecek sistem Meslek hastalıklarının Türkiye’de tespit edecek sistem önerisinde bulunan Prof. Dr. İbrahim Akkurt, tıbbi meslek hatalığı tanımı üzerinden verilecek koruyucu hekimlikle, meslek hastalıklarının kayıtları Sağlık Bakanlığı’nın tutması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Akkurt, “siz çalışma ortamında ufak tefek şikayetlerden kaynaklı gelmiş olan ama bu ortamla bağlı olan şikayetleri kayıt altın almaz, tıbbi olarak tanıma giren tespiti yapmazsanız, 15- 20 sene sonra erken yaşta maluller ordusu oluşur” diye uyarıda bulundu.

Meslek hastalıklarının tespitinin tıbbi tanım üzerinden yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. İbrahim Akkurt, tıbbi tanımı Uluslar arası kaynaklardan aktarıyor: “Türkiye’de 5510 sayılı Kanunun 14. Maddesine göre Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir. Bu tazmin mantığının işlediği sigortacılık tanımı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kaynaklarda meslek hastalıkları; zararlı bir etkenle bundan etkilenen insan vücudu arasında, çalışılan işe özgü bir neden-sonuç, etki-tepki ilişkisinin ortaya konabildiği hastalıklar grubu olarak tanımlanmaktadır.  Bu ise tıbbi tanımdır.”

Maluller ordusu geliyor

Tıbbi tanımla tespit edilecek meslek hastalıklarının istatistiklerini Sağlık Bakanlığı’nın tutması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Akkurt, sistemi anlatıyor: “ Böylece çalışma ortamlarındaki risk ve tehlikelere karşı önlem alınabilir. Etkilenme olmuşsa kişiye de erken zamanda malul kalmadan kişi için önlemler alına bilsin ki kişi ileride malul kalmasın. Bu korumaya yönelik bir sistemdir. Kişiyi insanı korumaya yönelik bir tıbbi meslek hastalığı tanı sistemi lazım. Yasal meslek hastalığı tanı sistemi dediğimizde buna tazminat gerektiren meslek hastalığı diyelim. Kişi gerçekten çalışamaz durumda olduğunu söylüyorsa zaten bu sisteme başvurur. Ancak siz çalışma ortamında ufak tefek şikayetlerden kaynaklı gelmiş olan ama bu ortamla bağlı olan şikayetleri kayıt altın almaz, tıbbi olarak tanıma giren tespiti yapmazsanız, 15- 20 sene sonra erken yaşta maluller ordusu oluşuyor hem de o işyerindeki zarar verici unsurlar ortadan kalkmadığı için diğer işçilerin de meslek hastalığına yakalanma riski devam ediyor.”

İşyeri, hastalık üretim merkezi

“Bir çalışana meslek hastalığı tanısı koysanız o işyerinde buna neden olan şeyleri belirleseniz diğer çalışanları da korumuş olur, o işçiye de erken tanı koyduğunu için hayatını kurtarırsınız. Fakat mevcut sistemde çalışma ortamları hastalık üretim merkezi gibi. İşçinin malul kalmasına neden olan süreci tıbbi meslek hastalığı tanı sistemiyle engellerseniz hem de kişinin işsiz kalmasını engellersiniz. Ben bir doktor olarak çalışan şikayetleriyle bana geldiğinde mesleğini, çalışma ortamındaki maruziyetleri sorguluyorum, bunları kayda alabilirsem ve bunlar bir yerin sistematiğine geçerse, daha erken evrede bir tıbbi meslek hatalığı tanısı konulabilmesi mümkündür.”

Bakanlık görevini unuttu

Sağlık Bakanlığı’nın önerisine geçmişten bir uygulamayla örnek veren Prof. Dr. Akkurt, “Sağlık Bakanlığı meslek hastalığı rakamlarının sözde tutulmasını SGK’ya yönlendirerek kaçak oynuyor. 1930’da çıkmış olan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda halk sağlığını ilgilendiren tüm hastalıkların kayıtlarını tutma yetkisi Sağlık Bakanlığı’ndaydı ve onun sorumluluğuydu. Sosyal Sigortala Kurumu oluşturulunca bakanlık bu görevini unuttu. Oysa Dünya’nın gelişmiş ülkelerinde toplumsal hastalıklar sağlık otoritelerince kayıt altına alınır.

Yıllarca söyleye söyleye Sağlık Bakanlı daha yeni Halk Sağlığı Kurumu’nun içerisinde Çalışan Sağlığı Daire Başkanlığı kurdu. Bu başkanlık da önce kendi görevinin sadece Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışanlarının sağlığına bakmakla yükümlü olduğunu sandı. Böyle Bir şey olamaz. Bu ülkenin bütün çalışanlarının sağlığından sorumlu olduğunu defalarca hatırlatınca daha yeni yeni nasıl bir yol izleyelim diye düşünüyorlar.”

Araştırma yapmalılar

Prof. Dr. Akkurt, meslek hastalıkları hastanelerinin birer enstitüye dönüştürülmesi gerektiğini ve tespit edilemeyen meslek hastalıklarını tespit etmek için çalışmalar yapması, meslek hastalıklarında arada kalınan vakalarda ise son sözü söyleyecek yetki makamı olması gerektiğini belirtiyor. Sendikalar eleştirileri olan Prof. Dr. Akkurt, eleştirilerini şöyle aktarıyor: “Sendikalar meslek hastalığı konusuna sahip çıkmıyor. Popülist yaklaşımları nedeniyle oluyor. Zaten devlet erki ve işveren de bu hastalıkların saptanmasını istemiyor.

Sendikaların etkin olduğu dönemlerde de bu konuya yaklaşmamışlardı, bugünkü durumlarında yaklaşırlar mı bilemiyorum. Solda görünen sendikalar bile bu konuya vakıf değil. Değişik zamanki toplantılarda devlet geliyor, işveren kuruluşları topluca geliyor, işçi kuruluşları da ya gelmiyor yada ne olsa onaylıyor. Bu durumdan çıkmak için sendikalılaşma oranını yüzde 50- 60 artırmalı, işçiler örgütlemeli. O zaman sendikalar da çalışanların özlük haklarının içinde sağlıklarını da koruyacak girişimlerde bulunmalı.”

İşçilerin sağlığı onların ellerinde

Prof. Dr. Akkurt, SSCB’nin ilk Sağlık Bakanı Nikolay Semaşko “İşçilerin sağlığı işçilerin elinde olmalıdır” sözüne atıfta bulunulduğunda kapitalist sistem içerisinde işçinin sağlını koruması konusunda işçilere önerisi ise şu oluyor: “Bu sistem içerisinde kendi sağlığını korumak için ancak hastaneler gittiği zaman çalıştığı ortamdan bahsetmeli ve oradaki rahatsızlıklarını aktarmalı. Örneği nefes darlığı vardır ama boya ortamında daha da artıyordur. Bunu doktora söylemeli. Bu kayıt altına alınsın. Ben bir doktor olarak gelen hastalara çalışma ortamları hakkında da sorular soruyorum. Kaydımı tutuyorum. Sitemden kaynaklı bir yere bildiremesem de kendi kaydımı alıyorum”.

Özetle olması gereken

Koruyucu hekimliğin önerdiği sistem kısaca söyle: “Türkiye’de tedavi edici hekimlik yerine koruyucu hekimliğin hayata geçmesi gerek. Halk sağlığının bozulmadan halk sağlık yaşam için gerekli eğitim verilmesi ve onların sağlığının sürekli kontrol edilmesi gerekiyor. Bu yöntemle hem tedaviler hemde ilaçlar için harcanan paralardan tasarruf yapma yanında hastanelerdeki yoğunluk da azalacak. Meslek hastalıkları da böyle bir sisteme entegre olacak. Bir kişi doktora gittiğinde, doktor şikayetlerini dinlemenin yanında mesleğini, çalışma ortamını vb. soracak. Şikayetleriyle mesleği arasında bir illiyet bağı olup olmadığını araştırıp, varsa illiyet bağı bunu kayıt altın alacak. Meslek hastalığı tespitinin kesinleşen vakalar ise şuan teknolojinin getirdiği MEDULA vb. sistemlerle Sağlık Bakanlığı bünyesinde toplanacak. Bakanlık havuzunda toplanan bu veriler gerçek rakamları yansıtabilecek. Dahası meslek hastalığı tespiti konulan çalışanın işyerindeki riskleri tespit etmek bu yolla mümkün olabilecek. O riskleri ortadan kaldırmakla hem çalışan malul duruma düşmeden hem de işyeri arkadaşları söz konusu meslek hastalığına yakalanmadan hastalıkların önüne geçilebilecek. Bu sistemin diğer bir artısı da çalışanın ailesi için olacak. Çünkü söz konusu meslek hastalığının erken tespitinde çalışanın bu hastalığı ailesine bulaştırması önlenmiş olacak. İşyerinde meslek hastalığına neden olan unsurların çalışanın eve götürmesinin önüne geçilebilecek. Çünkü çalışılan ortamda meslek hastalığına neden olan kimyasal vb. maddeleri çalışanlar farkında olmadan eve götürebiliyorlar. Bu meslek hastalığına neden olan maddelerin vücutlarında, kıyafetlerinde vb. kalan kalıntılar yoluyla oluyor.”