Medya Politika

İnceleme | Davutoğlu ve medyasının referandumdaki kararı ne?

Referandum sürecinde eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ve ona yakın isimlerin anayasa değişikliğine ve başkanlık sistemine yaklaşımları farklı boyutlarıyla sürekli olarak sorgulandı. Özellikle referandum kampanyası sürecinde Ahmet Davutoğlu’nun sessiz kalma görüntüsünün AKP içinde de tartışmalara kaynak olduğu biliniyor. Eski Başbakan ve AKP Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu, Konya’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirilen mitingde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından önce sahneye çıkan Davutoğlu’nun konuşma önce mitingi düzenleyen kişilerin eline verdiği ‘Evet’ şapkasını eline alan Davutoğlu’nun şapkayı takmadan bırakması dikkat çekti. Davutoğlu’nun mitingde ‘evet’ çağrısında bulunmaması gözlerden kaçmadı.

Davutoğlu’nun Başbakanlığı döneminde “kendisine yakın medya” doğrultusunda Karar Gazetesine destek verdiği biliniyor. Karar Gazetesi’nin genel politikasının da Davutoğlu çizgisine yakın olduğu gözlemlenmekte.

Karar Gazetesi, hiçbir zaman doğrudan sert biçimde Erdoğan ve AKP eleştirisi yapmasa da “duyulan endişeler” zaman zaman dile getirildi ve politik hataların varlığından örtülü de olsa söz edildi, edilmeye devam ediliyor.

Referandum öncesi süreçte, özellikle Karar‘da köşe yazısı yazan isimler arasında doğrudan “evet” kararını ilan edenler gibi “hayır” kararını ilan eden ve yazılarında referandum değişikliğini farklı gerekçelerle eleştiren isimler de var.

Referandum kararını “evet” yada “hayır” olarak açıklamış Karar Gazetesi yazarlarının hükümet politikalarına, hükümet medyasına ve hükümeti destekleyen farklı kesimlere farklı bağlamlarda yapmış oldukları eleştirilerin izi sürüldüğünde “Hoca ekibi” ile “Reisçiler” arasındaki gerilimin düşük yoğunluklu da olsa bir şekilde devam ettiği görülebilir.

Kronolojik olarak sıralanan yazılardan yapılan alıntılarda Karar Gazetesi yazarlarının yeni sisteme ve mevcut politikalara dair çeşitli eleştirileri örnek olarak listelenmiştir. (Yapılan alıntılar alındığı yazının bağlamından kopartılmamıştır, alıntılar alındığı yazının genel görüşünü de yansıtmaktadır.)

Etyen Mahcupyan

26.01.2017

Yapılmak istenen değişikliğin başkanlık sisteminin ‘ruhuyla’ ilgisi yok. Hatta onun tam tersi bir ilkeden hareket ediyor. Başkanlık sistemlerinin ana gerekçesi kuvvetler ayrılığı prensibi iken, AK Parti/MHP ortak önerisi kuvvetler birliğini sistemleştirecek bir değişimi ifade etmekte. Dolayısıyla iktidarı destekleyen kişilerin pozisyonu yüzeysel ve güçsüz kalıyor. Kısacası bu kişiler kötü savunma yapıyorlar, çünkü savunmak istedikleri şey getirilmek istenen sistemde maalesef yok.

İnsanlar bu paketi nasıl savunsunlar? Önlerinde kuvvetler birliğine dayanan ama kuvvetler ayrılığı getirecekmiş gibi savunulması gereken bir tasarı duruyor.

13.04.2017

Ancak bu referandumda oyum ‘Hayır’ olacak… Çünkü 1) Önerilen tasarı başkanlık sisteminin ruhuna tümüyle ters 2) Bu tasarı suistimal edilmeye açık bir tek adam düzeni getiriyor 3) Eski sistemin kötü olması bizim de kötü bir sistem getirmemizi meşru kılmıyor 4) Apaçık yanlışı doğru diye savunmak ahlaki değil ve nihayet 5) Bu yönetim modeli AK Parti’ye, muhafazakarlara ve Türkiye’ye orta vadede büyük zarar verecek…

Vereceğimiz kararda başkalarının ne düşündüğü bizim için referans olamaz. Ne bir tarafta CHP veya Avrupa, ne de diğer cenahtaki ahlaki ve rasyonel bakışı yandaşlıkla ikame etmiş olanlar bize doğruyu gösteremez. Her AK Partili’nin bu dönemeçte AK Parti’yi koruması ve onun yönetebilme potansiyel ve kapasitesine titizlikle sahip çıkması gerekiyor.

14.04.2017 

DP de AK Parti de kamu vicdanında ‘doğru’ taraftaydılar. Bu durum onlara meşruiyetten kaynaklanan bir özgüven verdi. Her iki parti de eski sistemin yanlışlarını düzelttiler ancak bunu becerdikleri ölçüde her şeyi kendiliğinden doğru yaptıklarını, giderek yaptıkları her şeyin doğru olduğunu sandılar. Oysa bu algı yanlışları tetikledi… Hataları duymak istemeyen, onları kolayca telafi etmekte zorlanan bir ruh hali, altı boş bir gurur ve haklılık duygusu üretti. DP kendisini ‘doğru ve haklının’ sesi olarak yüceltirken, gerçekte adım adım gerçeklikten koptu ve giderek kırılganlaştı. Bugün AK Parti de aynı sürecin eşiğinde duruyor ve rasyonalitenin hakim olduğu anlarda da kendisini taviz verme zorunluluğu karşısında buluyor.


İbrahim Kiras

23.02.2017

Siyasi veya sosyal bir tasarıya evet dememiz için buna önce ihtiyaç hissetmemiz gerekir. Kolayca tahmin edebileceğiniz üzere, gündemdeki referandum konusu bağlamında söylüyorum bunu. Yani önümüzdeki anayasa referandumunda evet veya hayır tercihlerinden hangisi seçmenin kendi zihnindeki toplum tasarımı çerçevesine oturuyorsa onu tercih edecektir.

06.04.2017

AK Partili siyasetçilerin Ekrem Ceyhun’un cenaze töreni konusunda sergiledikleri ihmalkârlığın iktidar partisi açısından önemli ve alarme edici bir hadise olduğunu düşünmek lazım. Çünkü kendisi için “muhafazakâr demokrat” nitelemesini kullanan ve bugünkü referandum çerçevesinde de referans olarak Menderes, Demirel, Erbakan, Türkeş isimlerine müracaat eden bir partinin Türkiye’deki sağ siyasi gelenekle organik ilişkisini sürdürme zorunluğunun farkında olması gerekir.

15.04.2017

Haddizatında referandumdan evet sonucunun çıkması bana da kolay görünmüyor. Çünkü sadece MHP tabanında değil, AK Parti tabanında da getirilmek istenen değişiklik konusunda tereddüt ve itirazlar olduğu ortada. Doğrusu, birden fazla gerekçe dolayısıyla yarın akşam sandıklardan 7 Haziran 2015 seçimindekine benzer bir sonuç çıkması güçlü bir ihtimal olarak görünüyor.”


Hakan Albayrak

16.01.2017

Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dediğini iki etmeyen bir başbakan.
Parlamentoda ezici çoğunluğu oluşturan AK Parti Grubu da Erdoğan’ın bir dediğini iki etmiyor.
Erdoğan, memleketi nasıl yönetmek istiyorsa öyle yönetebiliyor.
İktidar çevrelerinde ‘Ama efendim…’ demeye cüret edebilecek kimse kalmadı.
Hal bu iken, “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”nin ne aciliyeti var?
Bu soruya makul bir cevap bulunabileceğini zannetmiyorum.

27.01.2017

Cumhurbaşkanı “Kandırıldık” diyor… Devletin kandırılma hakkı var da vatandaşın yok mu?
Koca devletin kandırılmasını kabul edebiliyoruz da sıradan bir öğretmenin kandırılmasını mı kabul edemiyoruz?
Devlet, 17-25 Aralık sürecinde bile Bank Asya’ya karşı harekete geçmedi. Bank Asya’nın TMSF’ye devredildiği tarih 30 Mayıs 2015. Üstelik devredilme gerekçesi terör filan değil, bankacılık usullerine aykırılık…
Ama bir öğretmen, o bankada hesap açtığı için süründürülebiliyor işte.

15.04.2017

‘Hayır’ çıkarsa milli irade geri dönülmez bir siyasi krizden ve FETÖ-PKK-Haçlı hakimiyetinden yana tecelli etmiş olacak…
Her şey bitecek, yapılacak bir şey kalmayacak…
Saçma mı?
Bence de.
Öyleyse saçmalamayı bırakıp ciddi olalım. 


Elif Çakır

28.03.2017

AK Parti referandumdan sonra ülkeyi yönetmeye devam edecek. Sonuçta Avrupa’ya kapılarını tamamen kapatmayacak. Türkiye’nin Avrupa’ya, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var. Hükümet yetkililerinin bir kısmı tepkisel davranıyorsa bir kısmı da rasyoneliteyi elden bırakmamalıdır. İşin rasyonelite kısmı ise oldukça zayıf. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin, “Avrupa Birliği ile Türkiye, müthiş bir başarı hikayesidir. Bizim kimseye küsmeye hakkımız yok. Dostlarımız bizi anlamadılar diye alınganlık yapabiliriz ama bıkmadan, usanmadan anlatacağız, küsmeyeceğiz” açıklamasını ayrı tutmak gerekiyor. Görünen o ki, rasyonilete kısmında bir tek Zeybekci var gibi. Bu sayının artması lazım. 

Zira hükümet 17 Nisan’ı da düşünmek durumunda!

14.04.2017

Geçen hafta “hayır” oyu vereceklere nasıl davranılması gerektiğini söyleyen hoca bu hafta da ‘evet’ oyu vermenin hükmünü yazmış: Evet oyu verilmesi ‘farz’! Yani Allah’ın tartışmasız ve kesinkes bir şekilde kullarından uymasını istediği mutlak kural.

Bu durumda ‘hayır’ oyu vermek de düpedüz günah ‘haram’ hükmünde oluyor!
Ve yine bu durumda ‘kararsız’ olmak, ‘tahrimen mekruh’ hükmünde!
Ve sandığa gitmeyenler ‘affedilmesi zor mücrim’ hükmünde!
Bildiğimiz kadarıyla oldukça dünyevi bir sistem seçimi var. Yine bildiğimiz kadarıyla bunun ‘dinle’ ‘imanla’ bir alakası yok.
Bu sessizliğin sebebini anlayamıyorum. Bir politikacı değil, bir din âlimi altı üstü bir sistem değişikliğini neredeyse “iman-küfür” noktasına getirdi. Ve fakat maalesef buna açıktan tepki koyan bir tek din adamımız çıkmadı.
Sahi neredesiniz? Bir ses verin!


Mustafa Karaalioğlu

21.02.2017

Bizim 16 Nisan’da oylayacağımız sistemin içinde de parlamenter denetim bulunuyor. Ancak hem koalisyonlar sistemine bir tepki olarak hem de Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçiliyor olmasının hükümet üzerinde oluşturduğu tesir bu denetimin kapsamını belirlemiş görünüyor. Şu veya bu sebeple denetimin gücünden çok icraya ve hızlı karar almaya yönelik bir düzenleme yapılmış bulunuyor. Yeni sisteme karşı olanların en büyük itirazı bu noktadadır, sisteme ‘evet’ demekle beraber bu kısmının muhakkak düzeltilmesi gerektiğini düşünen bazı kesimlerin takıldığı nokta da budur.

07.03.2017

Devleti kimsenin sızmaya, ele geçirmeye, kadrolaşma yoluyla kendi hiyerarşisiyle yönetmeye kalkamayacağı şekilde şeffaf ve liyakata dayalı olarak tanzim etmek; her bürokratik kademeyi hukuk zeminine dayandırmak zaruridir. Türkiye tecrübesi bu zarureti apaçık göstermektedir. Sistemin içinde sahici temsile, hakkaniyete ve liyakata dayalı kurumsallaşma olmadığı müddetçe risk devam eder; endişe sürüp gider.


Mehmet Ocaktan

03.04.2017

Bir takım tuhaf insanların “16 Nisan’ın zaferle çıkacağına dair hadis var” sözlerini hiç dikkate bile almıyorum, ancak bugüne kadar fikirlerinden, bilgilerinden istifade ettiğimiz çok değerli akil insanların 16 Nisan sürecine ayetlerle ışık tutmaya çalışmaları gerçekten yürek yakıcı bir durumdur.

Açıkça ifade etmek gerekirse 16 Nisan’da gerçekleştireceğimiz faaliyet, en net haliyle bir özgür irade beyanından ibarettir. Çünkü siyasal meşruiyetin kaynağı toplumdur. Oysa din meşruiyetini ilahi kaynaktan alır. Ve imani gelenek bize göstermektedir ki dinin koruyucusu da, sahibi de Allah’tır.

Şunu açıkça ifade etmek gerekiyor ki, bir pazarlamacı edasıyla dini siyasal ve ideolojik hedeflerimize ulaşmak için her kapıyı açan bir anahtar olarak kullanmaktan vazgeçmeliyiz

05.04.2017

Son dönemde biraz da referandum vesilesiyle oluşan gerilim hattında siyasetin dili oldukça keskinleşmiş bulunuyor. Aslında her ülkede seçim dönemlerinde işin tabiatı gereği siyasi söylemlerin de normal zamanlara göre keskinleşmesi doğal karşılanabilir. Ancak siyasette özellikle Avrupa’ya dönük olarak geliştirilen söylem dili sanki biraz normalin ötesine taşınmış ve de giderek kalıcı hale gelmeye başlamış gibi görünüyor.

Uzun vadede bu dilin üreteceği sonuçlar dikkate alındığında, sürdürülebilir olduğunu söylemek maalesef pek mümkün gözükmüyor.

Bu saatten sonra “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” gibi Soğuk Savaş döneminden kalma bir travmaya teslim olmayacağımıza göre, Türkiye’nin zaman kaybetmeden dış politikada siyasal ve ekonomik işbirliği imkanlarını zenginleştirecek, etki alanlarını geliştirecek yeni diplomatik paradigmalar üretmesi gerekmektedir.

Yazar Hakkında

Tahayyül

Akademiden, sendikalardan, basın camiasından, siyasi örgütlerden ilerici mücadele veren herkese sözünü söyleme imkanı vermeye çalışır. Toplumda söz söylemesi gereken ancak geleneksel medyada kendisine yer bulamayan tüm dezavantajlı kesimlerin sözlerini örgütleme amacı taşıyan bir mecradır.

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıkla