Politika Söyleşi

Fatih Yaşlı, referandum sonuçlarını ve CHP’nin tutumunu Tahayyül’e değerlendirdi

BirGün gazetesi yazarı – Yrd. Doç. Fatih Yaşlı, 16 Nisan referandumu sonuçlarının meşruiyet sorununu, referandum sürecinde yaşananları ve Cumhuriyet Halk Partisinin bu süreçteki tutumunu Tahayyul.Net’e değerlendirdi.

Yaşlı, OHAL idaresi altında ancak kıl payı ile kazanılabilen bir seçime kimsenin zafer diyemeyeceğini vurgularken bu sonuçlarının aynı zamanda meşru da olmadığını ifade ediyor. Referandum sonuçlarından sonrası durum için ise Yaşlı’nın görüşleri şöyle: “CHP tabanının da içerisinde bulunduğu toplum kesimlerinin artık kendi göbek bağını kendisinin kesmesi zamanı gelmiştir, tabandan yükselecek bir ses, Türkiye’nin çıkış yolu için mutlak bir zorunluluktur.”

Fatih Yaşlı’nın değerlendirmeleri:

‘Kılıçdaroğlu ve ekibi karşılarında sıradan bir parti varmış gibi davrandı’

Kılıçdaroğlu ve ekibi, en başından beri “yeni rejimin ana muhalefet partisi” olma işlevini üstlendiler. Bununla şunu kastediyorum: İktidar partisinin esas niyetinin, ana hedefinin ülkede rejimi değiştirmek, 1923 Cumhuriyeti’nin çöküşünü nihayetlendirmek olduğu son derece aşikârken, karşılarında sıradan bir parti varmış gibi davrandılar, dahası bunun ötesine geçerek iktidar partisinin varlığını meşrulaştırdılar, AKP’yle hiçbir zaman cepheden bir yüzleşme içerisine girmediler, muhalif kitlelerin enerjisini emdiler, etkisizleştirdiler.

“Sarıgül, Mansur Yavaş, Ekmeleddin İhsanoğlu isimlerini hatırlayın, hepsinde AKP’yle sağcılık yarıştırıldı ve hepsi de kaybedildi, çünkü kimse aslı varken taklidine oy vermez, sağcı seçmen dahi yapmaz bunu”

Tüm bunları yaparken, bir yandan da sağcılığın karşısına alternatif olarak kendi sağcılıklarını koyarak büyüyebileceklerini zannettiler. Oysa benim “sağcılaşarak büyüme yanılgısı” adını verdiğim bu tutumun yanlış olduğu her seçimde görüldü. Türkiye’nin ortalama sağ seçmeni, sağcı taklidi yapan bir genel başkana ve bir partiye oy vermedi, vermezdi de zaten. Sarıgül, Mansur Yavaş, Ekmeleddin İhsanoğlu isimlerini hatırlayın, hepsinde AKP’yle sağcılık yarıştırıldı ve hepsi de kaybedildi, çünkü kimse aslı varken taklidine oy vermez, sağcı seçmen dahi yapmaz bunu.

‘Bir muhalefet partisinin dokunulmazlıkların kaldırılmasına, kesin, net ve güçlü bir şekilde karşı çıkması gerekirdi’

Kılıçdaroğlu ve CHP yönetiminin referandum sürecindeki tutumuna geçmeden önce dokunulmazlıklar mevzuna bakışını hatırlatmak isterim. Dokunulmazlıklar meselesini anlamsız bir şekilde gündeme soktukları gibi, yine son derece hatalı bir şekilde sadece “kürsü dokunulmazlığı”ndan bahsettiler, oysa dokunulmazlık denen şey, güçlü iktidarlar karşısında muhalifleri temsil eden insanların korkmadan siyaset yapabilmeleri için icat edilmiş bir mekanizmaydı, yani kürsü dokunulmazlığı değil “siyasi dokunulmazlık” esas olmalıydı. Bir muhalefet partisinin, hele hele Türkiye gibi bir ülkede siyaset yapan bir muhalefet partisinin dokunulmazlıkların kaldırılmasına, kesin, net ve güçlü bir şekilde karşı çıkması gerekirdi. Oysa bunun yerine, iktidar partisi dokunulmazlık mevzunu Türkiye’nin siyasetinin ve siyasetçisinin zayıf karnı olan Kürt sorunu üzerinden gündeme getirdiğinde, açık bir şekilde korktular ve “anayasaya aykırı ama evet diyoruz” gibi bir saçmalık sergilediler, yani “sarı öküz”ü verdiler. Bu ise zaten Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte işlevini yitiren Meclis’in ve parlamenter sistemin tabutuna bir çivi daha çakılması anlamına geliyordu. Dokunulmazlıklar kaldırıldı, HDP eş başkanları ve vekiller tutuklanarak cezaevine konuldu, parlamento da sürecin sonunda bütünüyle bir dekor haline geldi.

‘Dünyanın hiçbir yerinde, toplumu ikiye bölüp, taraflardan biri bir milyon kişi daha fazla diye rejimi değiştiremezsiniz’

İşte parlamenter sistemin ilgasını öngören referandum süreci –araya giren 15 Temmuz darbe girişimini de not ederek söyleyecek olursak- bunun arkasından geldi. İktidar partisi MHP ve BBP yönetimlerinin de desteğini alarak ve matematiksel olarak % 60’ın üzerine tekabül eden bir oy oranı toplamıyla referanduma girdi. Ancak çok net bir şekilde söyleyebilirim ki ciddi bir yenilgi aldı. Her türlü devlet olanağı kullanılarak, OHAL idaresi altında, susturulmuş, sindirilmiş bir medya düzeni, yargı ve üniversiteyle ve açıkça şaibeli bir oylama ve sayım neticesinde, ancak kıl payı ile kazanılabilen bir seçime kimse zafer, galibiyet vs. diyemez, bu mümkün değildir. Bu aynı zamanda meşru da değildir, çünkü dünyanın hiçbir yerinde, toplumu ikiye bölüp, taraflardan biri bir milyon kişi daha fazla diye rejimi değiştiremezsiniz, bunu yapamazsınız, bunun çok ciddi siyasi ve sosyolojik sonuçları olur.

‘CHP yönetiminin bu gidişattaki sorumluluğu ve sorumsuzluğu affedilmeyecektir’

Tüm bunlar ortadayken, adaletsiz, hakkaniyetsiz bir referandum süreci yaşanmışken, anayasanın içeriği dışında her şey konuşulmuşken, ortadaki usulsüzlükler ortadayken, toplumun yarısı bu gidişata “dur” demişken, sesini yükseltmemek, acz içinde olmak, toplumsal muhalefete öncülük etmemek, kabul edilebilir değildir, tarih bu aymazlığı not edecektir, hem Kılıçdaroğlu’nun hem CHP yönetiminin bu gidişattaki sorumluluğu ve sorumsuzluğu affedilmeyecektir. Tam da bu noktada, son söz olarak şunu bir kez daha hatırlatmak isterim, CHP tabanının da içerisinde bulunduğu toplum kesimlerinin artık kendi göbek bağını kendisinin kesmesi zamanı gelmiştir, tabandan yükselecek bir ses, Türkiye’nin çıkış yolu için mutlak bir zorunluluktur.

Yazar Hakkında

Tahayyül

Akademiden, sendikalardan, basın camiasından, siyasi örgütlerden ilerici mücadele veren herkese sözünü söyleme imkanı vermeye çalışır. Toplumda söz söylemesi gereken ancak geleneksel medyada kendisine yer bulamayan tüm dezavantajlı kesimlerin sözlerini örgütleme amacı taşıyan bir mecradır.

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıkla