Fikir Yazısı Medya

Doğan Medya Grubu’nun el değiştirmesinin arka planında ne var, etkileri ne olacak?

(Not: Doğan Grubu’nun satış işlemi ile ilgili olarak Kamuoyu Aydınlanma Platformu’na yaptığı bilgilendirme bu yazıdan sonra yapılmıştır.)


Aydın Doğan’ın yaralı medya imparatorluğu alınan duyumlara göre Demirören grubuna devrediliyor. Doğan, sıradan bir iş insanı değil; Türkiye’nin Robert Murdoch’ı. Başbakan Mesut Yılmaz’ı pijamayla karşılayabilecek veya kızını TÜSİAD Başkanı yapabilecek konumda bir iş insanı. Aydın Doğan’ın, 2005 yılında Star TV’yi ve 2007 yılında Gazete Vatan’ı satın alarak medya imparatorluğunun gücünü zirveye taşıdığı günler Erdoğan ile ters düştükten sonra uzun sürmedi. Refah-Yol hükümetini düşürmekle suçlanan ve Ecevit’i itibarsızlaştıran Doğan; Uzan sonrası dönemde Erdoğan için de büyük bir risk haline gelmişti. Tam bu dönemde holdingin en değerli varlığı olan Petrol Ofisi’ne tarihi vergi cezası kesildi ve hızlı bir düşüş başladı. Petrol Ofisi, 2010 yılında Avusturyalı OMV’ye satıldı. 2011 yılında Vatan ve Milliyet gazeteleri medya deneyimi olmayan Demirören Grubu’na 74 milyon dolara; aynı yıl Star TV ise Doğuş Grubu’na 327 milyon dolara satılmak durumunda kaldı. Gezi Direnişi ve 17/25 Aralık dönemlerinde zor durumda kalan Erdoğan’dan intikam almak isteyen ve muhalefete destek veren Doğan; Erdoğan’ın 1 Kasım 2015 sonrası iktidarı yeniden alması sonucu tekrar hedef haline gelmişti. Darbe teşebbüsü sonrası kayyum atanması korkusu ile havuz medya ile benzer yayın yapan Doğan Medya; öyle anlaşılıyor ki bugün itibarıyla tamamen Erdoğan’a teslim olmuş durumda.

Satış süreci nasıl gerçekleşti?

Şu ana kadar Doğan Holding tarafından KAP nezdinde yapılan bir açıklama bulunmuyor; bu nedenle satışın kapsamı ve satış fiyatının düşüklüğü spekülasyonlara yol açmakta. 2011’de sol kolunu feda eden Doğan’ın sınırlı varlık satışı ile bir kolunu daha feda edeceği konuşuluyordu. Ancak yaralanmış haline rağmen medya sektörünün hala en büyük oyuncusu olan şirketin tüm varlıklarını Demirören Grubu’na satması büyük sürpriz oldu. Peki ya fiyat? 1,2 milyar dolarlık satış fiyatı kesinleşmediği için yorumlaması zor ama elimizde birkaç ipucu var. 2008’de Sabah-ATV, Çalık Grubu şirketi Turkuaz Medya’ya 1,1 milyar dolara satılmıştı. Doğan Medya’nın yazılı basında Hürriyet, Fanatik ve Posta; görsel basındaki CNN Türk ve Kanal D varlıklarının marka değerlerinin Sabah-ATV’nin çok üzerinde olduğunu tahmin etmek zor değil. Üstelik Doğan Medya’nın sektörde yarı tekel gücü bulunuyor ve TMSF tarafından haraç mezat ucuza satılır durumda da değil. Doğan Ailesi muhtemelen seçim sonrası olası AKP iktidarının devamı halinde kayyum atanarak şirketi bedelsiz kaybetme korkusuyla satış işlemine razı oldular.

Doğan Grubu’nun başka bir kazancı olabilir mi?

Grubun diğer şirketleri üzerinde olan finansman bulma ve iş ilişkisi kurma zorluğu azalacak. Dolayısıyla ailenin dolaylı bir kazancı mümkün. Ancak satış fiyatındaki düşüklük akıllara başka soruları da getiriyor. Vergi cennetlerinde kayıt dışı bir biçimde Doğan Grubu’nun, Demirören Grubu’ndan borsadaki küçük yatırımcıyla paylaşılmayacak ek bir hava parası alması mümkün mü? Dile getirilen miktarın küçüklüğü akıllara bu soruyu getirmekte. Yoksa Doğan Grubu’na parayı kolayca dışarı çıkarma kıyağı mı yapılacak? Bir de Demirören tarafı var; gerekli parayı nasıl bulacak? Grup 2016 yılında 325 Milyon Avroya Total Türkiye’yi satın almıştı. Fakat Demirören piyasada kredi bulamayınca; Ziraat Bankası’ndan cömert bir siyasi kredi alınmasıyla devir 7 ay gecikmeli gerçekleştirilebilmişti. Yeni dönemde ne olacak? Rivayetler doğruysa başbakan devirebilecek güçte denilen Aydın Doğan efsanesi sona erecek. 10 yıl önce eş zamanlı akaryakıt devi ve medya imparatorluğu sahibi kurmak isteyen Aydın Doğan’ın hayalini Erdoğan Demirören başarmış olacak. Doğan Holding’in Türkiye’de başka bir büyük yatırımı olmaması neticesinde elde edilen gelir muhtemelen Yıldız Holding de olduğu gibi yurtdışına çıkarılacak. Rekabet Kurulu da rekabeti açıkça ihlal edebilecek bu satın almayı onaylayacak. Krediler muhtemelen başta Ziraat Bankası olmak üzere uygun koşullarla kamu bankalarından alınacak. Tarafsız gazetecilik rolü oynayan Doğan Medya yerine; Amerikancı Fox TV hariç neredeyse tamamen Erdoğan güdümündeki havuz medyasının yayınlarına maruz kalacağız. Öyle ki 1990 öncesi tek kanal dönemindeki TRT’den beter; çok kanal tek tip yandaş yayın dönemini yaşayacağız.

Bu el değiştirme Gazetecilik açısından ne ifade ediyor?

AKP ve Saray rejiminin Doğan Grubu’nun mevcut yayıncılığından dahi memnun olmaması aslında 2019’a giden süreçte medya politikalarına dair önemli bir ipucu veriyor. Doğan Grubu, çok temel meselelerde iktidar politikalarına aykırı bir yayın politikası izlememekle birlikte yine de ana akım olmanın görevlerini kısmı bir şekilde yerine getiriyor ve diğer siyasi görüşlere de “söz hakkı” veriyordu. Gerek CNN Türk’teki tartışma programlarında gerekse Hürriyet’in yaptığı gazetecilik faaliyetlerinde iktidara yakın diğer medya kuruluşlarından ayrılan bir şekilde temsilde adalet görece daha pozitif bir şekilde sağlanıyordu. Hürriyet Gazetesi’nde CHP’ye yakın kimliğiyle tanınan köşe yazarlarının yazıları devam ediyor, CNN Türk CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu en çok yayına çıkaran TV kanalı özelliğini sürdürüyordu. Yine Doğan Grubu’nun yayın organlarında toplumsal muhalefetin söylemleri yer alıyor, iktidarı zora düşürebilecek olaylar da öyle yada böyle haberleştirebiliyordu. Burada bir sermaye grubunun yayıncılık faaliyetini olumlamaktan ziyade, hükümetin kontrolündeki diğer yayın organlarının yayınları göz önüne alındığında bunun dahi ne kadar kıymetli olduğunu söylemek gerekiyor. Bugün gelinen noktada ise görüyoruz ki Türkiye’de artık “-mış gibi muhaliflik yapan” bir çizgiye dahi izin verilmeyecek ve önümüzdeki süreçte hiçbir şey şansa bırakılmayacak. 

Öte yandan Doğan Grubu, Türkiye kamuoyu üzerinde algı yaratma gücünü elinde bulunduran en önemli odaklardan birisiydi. “Siyaseti ve gündemi takip eden herkes o gün mutlaka ilk olarak Hürriyet’in ilk sayfasına bakmalıdır” şeklinde adı konulmamış bir kural yıllardan beri süregelmekteydi. Bu el değiştirmenin ardından yayın politikasında bir değişiklik olup olmayacağı ile birlikte Hürriyet’in trajında CNN Türk’ün reytinginde bir düşüş olup olmayacağı da merak konusu. Daha önce özellikle Milliyet ve Vatan’ın Demirören Grubu’na satılmasının ardından bu gazetelerin yayın politikalarındaki değişiklikler bu gazetelerin gerçek okur sayılarını olumsuz şekilde etkilemişti.

Türkiye’de medya yapısı bu el değiştirmeden nasıl etkilenir?

Türkiye’de uzun yıllardır medyada tekelleşme olduğu tartışmaları sürmekte. Ancak bu satışın gerçekleşmesiyle birlikte; ilk defa bu kadar yoğun bir şekilde tekelleşmeden ve bu tekelleşmenin de doğrudan iktidara yakın olduğundan bahsetmek mümkün olacak. Üç ana haber-tartışma TV kanalından iktidara en “uzak” yayıncılık çizgisini sürdüren CNN Türk de muhtemelen artık NTV gibi bir yayın politikası izleyecektir. CNN Türk’ün yayıncılık anlayışının etkisiyle bir denge yayıncılığını tamamen terketmeyen HaberTürk vb. kanallar da bu el değiştirme sonucundan dolaylı olarak etkilenecektir. Yani bu el değiştirmenin medyada bir domine etkisi yaratması ve artık sahte de olsa “denge” gözetmeye son verilmesi beklenebilir, bunu önümüzdeki süreçteki yayıncılık anlayışlarından takip edeceğiz. 

Diğer yandan Doğan Haber Ajansı ve YaySat’ın durumu da kritik bir öneme sahip. DHA, Türkiye’nin dört bir yanından bilgi akışı sağlayan önemli bir organizasyona sahip bir haber ajansı olarak görev yapıyordu ve bugüne kadar bu ajans vasıtasıyla önemli haberlerin gündeme yerleştiğine şahit olmuştuk. Bu el değiştirme sonrasında DHA’nın nasıl bir forma dönüşeceği de merak konusu. Yine Türkiye’de yayın dağıtım konusunda Turkuaz ile birlikte Yaysat önemli bir işlev görüyordu. Yaysat’ın da önümüzdeki süreçteki politikası özellikle iktidara muhalif yayın organlarının dağıtımının sağlanması konusunda hayati bir öneme sahip. Yani iktidara muhalif gazetelerin dağıtımı bu iki şirketin de hükümete net bir şekilde yakın politika izlemesinin sonucu olarak engellenebilir ve muhalif dergi/gazeteler dağıtım yapamama sorunu ile karşı karşıya gelebilir. 

Sonuç olarak, Doğan Medya Grubu’nun el değiştirmesi Türkiye siyaseti ve Türkiye medyası için tarihi bir dönüm noktasıdır. Hem medya-siyaset-ticaret ilişkileri bakımından hem de yayıncılık üzerinden muhalif tüm seslerin kesilmesine yönelik hamleler bakımından bu el değiştirme ve etkileri uzun yıllar sürecek ve tartışılacaktır.


M. Murat Kubilay
Egemen Aldoğan