Özel Haber Politika

Devlet kurumlarının Suriyeli mültecilere dönük net ve somut politikaları yok

Fotoğraf: Egemen Aldoğan

Polis Akademisi Göç ve Sınır Araştırma Merkezi (GÖÇMER) tarafından düzenlenen “Kitlesel Göçler ve Kent” konulu I. Uluslararası Göç ve Güvenlik konulu konferansın ‘Uluslararası Kitlesel Göçler ve Türkiye’deki Suriyeliler’  sonuç raporunda Suriyeli mülteciler ile ilgili değerlendirmeler yapıldı.

Suriyeli mültecilerin Geçici Koruma Altında Bulunan (GKAB) olarak tanımlandığı raporda Türkiye’nin Suriyelilere yönelik politikaların uluslararası camiada büyük övgüler aldığı iddia edilirken, yapılan çalışmaların orta ve uzun vadede etkisinin ne olacağı sorusu cevapsız kalmakta.

Rapor incelendiğinde, devlet kurumlarının Suriyeli mültecilere dönük net ve somut politikalarının olmadığını net bir şekilde söylemek mümkün. Farklı devlet kurumlarının Suriyeli mülteci sayısına yönelik tespitleri de farklılık göstermeye devam ediyor. Bu rapora göre Türkiye’de bulunan Suriyelilerin sayısı 15 Aralık 2016 tarihi itibariyle 2.801.586

Türkiye’de yaşayan Suriyelileri uluslararası hukuka uygun olarak “mülteci” olarak tanımlamak yerine Geçici Koruma Altında Bulunan (GKAB) olarak tanımlanması da dikkat çeken bir nokta.

Raporda Suriyelilere yapılan yardımlar ve kamplardaki durum özetlenirken, bireysel ve toplumsal olarak Suriyelilerin problemlerine neredeyse hiç değinilmediği görülüyor.

Raporda yapılan tespitlerin yüzeysel olduğu ve sonuç kısmında verilen önerilerin de mülteci meselesine gerçek anlamıyla çözümsel katkı sunup sunamayacağı da dikkat çekmekte.

Rapordan bazı veriler şöyle:

– 2016 yılı itibariyle dünyada 65.5 milyon mülteci bulunmaktadır. Eğer tüm mülteciler bir devlet olsaydı dünyanın 21. büyük devletini meydana getirirlerdi.

– Türkiye’de geçici koruma altında bulunan (GKAB) Suriyelilerin nüfusu 15 Aralık 2016 tarihi itibariyle 2.801.586’dır. Bunların 258.571’i geçici barınma merkezlerinde (kamplarda), geri kalanları ise kamp dışı alanlarda kendi imkânlarıyla barınmaktadırlar

– Türkiye’de GKAB Suriyelilerin nüfusuna dair yapılan projeksiyonlarda geliştirilen 4 farklı senaryoya göre 2025 yılında Türkiye’deki GKAB Suriyelilerin nüfusu 2.4 milyon ile 3.7 milyon arasında bir sayıyla ifade edilecektir.

-Türkiye’de 10 ile yerleşik 25 Geçici Barınma Merkezinde (2016 yılının sonuna doğru) toplam 258.571 GKAB Suriyeli barınmaktadır.

Fotoğraf: Egemen Aldoğan

– Türkiye’de GKAB Suriyelilerden 19.200 öğretmen adayına hizmet içi eğitim verilmiş ve bu kişiler öğretmen olmaya hazır duruma getirilmiştir.

– MEB okullarında Türk öğrencilerle Uluslararası Kitlesel Göçler ve Türkiye’deki Suriyeliler 7 birlikte kontenjanlar ölçüsünde Suriyeli öğrencilere eğitim verilmektedir (yaklaşık 509.000 öğrenci bu şekilde eğitim almaktadır.

Raporun sonuç kısmından bazı noktalar şöyle:

– Türkiye’de GKAB Suriyeliler küçük işletmeler vasıtasıyla üretim sektörlerine ve ticarete katılmaktadır. Ne var ki bu tür işletmelerin çoğu kayıt altına alınmadığı için vergi kaybı ve vergi ka- çakçılığı ortaya çıkmaktadır. Bu durum ülke ekonomisine zarar vermenin yanı sıra yerel halk arasında GKAB Suriyelilere karşı bir öfkenin birikmesine neden olmaktadır. Konferans bağlamında, GKAB Suriyelilerin vergi kanunları karşısındaki ödevlerine vurgu yapılmış, ekonomik faaliyetlerinin kayıt altına alınması için adımlar atılmasının önemi vurgulanmıştır.

– Ankara/Altındağ örneğinde görüldüğü üzere Suriyeli göçmenlerle yerel halk arasında kentsel yerleşim mekânları VI. SONUÇ 38 açısından rekabetin çatışmalara dönüşmemesi için tedbirler alınmalıdır.

– Göçmenlerin plansız olarak kentlere dağılması ayrıştırmalara neden olmakta ve kişileri kendi gönüllü gettolarına çekilmeye yöneltmektedir. Böylece kent, farklılıkların birbirini besleyip zenginleştirdiği mekân olmaktan çok bireylerin ve toplumsal tabakaların birbirlerinden ayrıştığı ve birbirlerine şüpheyle baktıkları bir yer haline gelebilmektedir.

– Göçmenler toplumun yan unsuru olarak değil, asli unsuru olarak görülmelidir.

– Kitlesel göçün toplum içerisinde nefret söylemlerini ve nefret suçlarını da tetiklediği ve bu çerçevede kent gü- venliğine olumsuz etkilerde bulunduğu söylenebilir. Ancak sosyolojik, kriminolojik, hukuksal, polisiye yaklaşımların ve medya söyleminin entegre biçimde interdisipliner bir risk yönetimi tarzıyla sevk edilmesi halinde bu riskler azaltılabilir.