Fikir Yazısı Politika

Çözüm Süreci Otopsisi – Sedat Bozkurt

Dolmabahçe Mutabakatı

 

Öcalan üzerinden PKK kontrol edilecek ve böylece, gittikçe karışan Ortadoğu’da başka bir merkezin örgütü kontrolü altına almasının önüne geçilecek ve böylece PKK, “milli“ bir terör örgütü olarak kalacaktı.


Başlıktan da anlaşılacağı gibi, artık tahlil aşamasını geçmiş bulunuyoruz. Buradaki argümanım, hükümet adına açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’tan tamamen farklı. Hani bunu da belirtelim de karışıklık olmasın. Çünkü hükümetin ruh haline göre; çözüm sürecinde “vefasız evlat” gibi davranan Kürtlerde bütün kabahat. Bu bile otopsinin bir verisi olarak karşımıza çıkıyor. Aslında bu otopsi yapılacak ve “kadavra” olarak adlandırabileceğimiz çözüm sürecinin buzdolabında olduğunu bizzat Erdoğan açıklamıştı, ta ki MHP ile işbirliği yapana kadar. Bu günün sorusu bu kadavra şimdi nerede?

Meselenin aslına gelirsek, özellikle son 37 yılda Kürt meselesinin, Türkiye’deki hakim anlayışın iktidarını mutlaklaştırma aracı haline getirildiğini söylemek mümkün. Asker ya da sivil siyasetin iktidarı ayrımı olmaksızın bu öneri bana göre geçerlidir. Otopsinin bir verisi olarak AK Parti dönemini ele alalım.

“Vesayetçi” kurumları tasfiye ederken, yerine vesayetçi kurumların bir daha inşa edilemeyeceği bir demokratik ortam yaratmak gerekirdi, değil mi? Öyle olmadığını biliyoruz. İktidarını mutlaklaştırmak için kendisine çizdiği yol haritasında kurulu düzenin muhtelif iktidarları ile işbirliği öngörülüyordu. Bu nedenle, klasik alışkanlığıyla devlet aygıtı elinde olmasına karşın, Kürt meselesinde de söylem itibariyle mağduriyet üzerinde tepinildi. Devletin bakışı ile kendi bakışı arasına bir mesafe koymaya çalıştı. Bu arada da bilmediği ve anlamak için uğraşmadığı bir meseleyi de, mahcup bir yaklaşımda çözmeye niyet etti. Buradaki niyeti de sorgulamadan geçmemek gerekir. Devlet içi iktidarlardan alınan bazı izinlerle küçük çaplı girişimler de bulunuldu ama sonuç alınamadı.

Derken, İmralı’da bulunan Öcalan ile kurulan temas ile bu konuda aşama yapılacağı hissine kapılan AK Parti, siyasi risk aldığını ilan ederek, devlet aygıtının bir kısmını da devreye sokarak, adına bile uzun süre karar veremedikleri bir süreci başlattı. Niyetin politik kısmı bir yana bir de devlet güvenliği kısmı vardı ki, burası tek başına herkesi ikna etmek için yeterliydi.

Öcalan üzerinden PKK kontrol edilecek ve böylece, gittikçe karışan Ortadoğu’da başka bir merkezin örgütü kontrolü altına almasının önüne geçilecek ve böylece PKK, “milli“ bir terör örgütü olarak kalacaktı. Yoksa örgütün kontrolü, Şam, Bağdat, Tahran, hatta Tel Aviv (başkentlerin sayısı arttırılabilir) kontrolüne geçebilirdi. Böylece Öcalan ile kurulan temas ile örgütte hafiften hafife başlayan ve büyüme ihtimali büyük iktidar mücadelesi bir yandan bertaraf edilirken, örgütteki hiyerarşi mutlaklaştırıldı ve Öcalan iradesi tekrar tesis edildi.

Sonuçta bu işin kolay kısmıydı, çünkü Kürt hareketi onca yıl sonrasında devleti önderi ile masaya pazarlık için oturtmuştu ve küçümsenecek bir başarı değildi bu.

Devletin direksiyonunda bulunan AK Parti için bu sorun değildi. Devletin muhtelif kurumlarının itirazlarına karşın savaştan yorulan bölge halkının da desteğini arkasına alan AK Parti, süreci başlattı. Politik olarak, iktidarların mutlaklaştırılması için araçsallaştırılan Kürt sorununu çözme niyetinden daha ziyade, sürecin yarattığı olumlu iklimi, seçim sandıklarında bir başarı haline getirmek öncelikti. Bu süreçte pek çok ikilem yaşansa da politik olarak AK Parti amacına ulaştı denilebilir. Aynı şekilde Kürt hareketinin silahlı kanadı da bu süreci boşa geçirmedi. Alan ve moral hâkimiyeti kazanırken, her ikisinin önümüzdeki dönemde varlığını pekiştirecekleri yeni çatışma zeminlerinin inşasını da kolaylaştırdı. Kent merkezlerine iyice yerleşen örgüt buraları birer kurtarılmış bölge haline getirmenin hayallerini kuruyordu. Öte yandan örgütü zamanı geldiği zaman buralardan ağır zayiatlar vererek atabileceğini hesaplayan devlet de, resmi açıklamalardan anlaşıldığı gibi buna göz yumuyordu. Çünkü, tezimizin geçerliğini korumak adına tekrarlayalım, iktidarları mutlaklaştırmak için kullanışlı bir araç haline getirilen Kürt meselesi halen hükmünü sürdürüyordu.

Son bir yılda yaşananları birer hızlı çekim gibi gözlerinizde canlandırın. Barışa son verilip, 7 Haziran ile 1 Kasım tarihleri arasında devreye sokulan “terörle mücadele konsepti” . Ardından bölgede yaşanan ağır yıkımlar. Süreçte bir aşama kaydetmiş tarafların aslında yaşamaması gereken bir tabloydu bu tanıklık edilen. Süreçte bir milim bile yol alınmamış olması mümkün müydü?

Sur, Diyarbakır

Galiba evet.

Otopsinin bir başka önemli tespiti de Kürt hareketinin sivil siyasi kanadının, çatışmayla varlıklarını devam ettirme konusunda yeteneği olan tarafların, el birliği ile tasfiye edilmesi, zayıflatılmasıdır. Yüzde 14’e yakın oy almış, sivil siyasette Türkiye genelinde muhtelif kesimlerce onaylanmış ve siyasetin etkinleşmesine katkı sağlayacak HDP siyaseti bir anda kazılan çukurlarda, yıkılan evlerin enkazında buldu kendini. Ardından eş genel başkanları dahil pek çok milletvekilini, belediye başkanını cezaevinde. Bölgede yerel seçimler bir anlamda iptal edilmişti ve bu politik yıkımı hiç kimse konuşamıyordu. Çünkü, HDP siyaseti bir anda “cüzzamlı” muamelesi görmeye başlamıştı ve bu muamelenin kökeninde devletten daha çok PKK’nın taşeronlaştırdığı TAK isimli örgütün, dünyanın en alçakça eylemi olan canlı bombalarla gerçekleştirdiği terör eylemleri vardı. Ve HDP bir anda pek çok yerden gelen bu “taarruzlar” karışında ortaya bir irade koymakta etkisiz kaldı. Selahattin Demirtaş’ın doğrudan PKK’yı ve eylemlerini hedef alan eleştirileri AK Parti ve Erdoğan’a yaptığı eleştirilere karıştı ve hepsinin bir anda hedefi haline geldi. Devlet tutuklamasaydı belki de örgüt cezalandıracaktı! Bundan emin olmamamız için hiçbir neden yok.

Sonuçta otopsinin sonuçlarına göre, hiç olmayan, yaşamamış bir ölü/kadavra ile karşı karşıyayız ve bunun adı çözüm süreci. Aslında bedeni ölmüş ama ruhu halen yaşayan bu kadavraya, iktidarları mutlaklaştırmak için “ihtiyaç halinde camı kırınız butonu” haline gelmiş Kürt meselesi de diyebiliriz.