Fikir Yazısı

CHP’de kurultaya doğru: CHP, geleneğinin gerektirdiği gibi cesur olmak zorunda

Fotoğraf: Ziya Köseoğlu / CHP Genel Merkezi

Bu parti “Halk Fırkası” olarak, “cumhuriyetçiyim” dediği günlerde, Türkiye’de cumhuriyetçi olduğunu söyleyebilmek, bugün ortanın solunda olduğunu söyleyebilmekten çok daha güçtü.
Bu parti, hilâfeti kaldırıp da lâik olduğunu söylediği günlerde, laik olduğunu söyleyebilmek, gene bugün ortanın solunda olduğunu söyleyebilmekten çok daha güçtü.
Kırk küsur yıl önce saltanata karşı cumhuriyetçi olduğunu, Hilâfete karşı laik olduğunu söylemekten çekinmeyen bir parti, şimdi tutuculuğa ve gericiliğe karşı, iç ve dış sömürücülüğe karşı, ortanın solunda olduğunu söylemekten çekinemez ve çekinmemektedir.
Bundan çekinen bir parti, Türkiye’de demokrasinin kuruculuğu ile övünemez.
Bundan çekinen bir parti, gerçekleri görüp öğrenenlere güven veremez, inanç veremez.
CHP, kurucusu olduğu Türk demokrasisini yaşatabilmek için onun yaşayabilmesi ve halka yararlı olabilmesi bakımından muhtaç bulunduğu sosyal öze ve özgürlük ortamına kavuşturabilmek için devrimci tabiatının ve geleneğinin gerektirdiği kadar cesur ve açık sözlü olmak zorundadır. – Bülent Ecevit (1966, Ortanın Solu)

CHP’nin, 27 Mayıs sonrası 1961 Anayasasının memlekette estirdiği hürriyet rüzgarında, sol programlı siyasi partilerin ve yapıların yükselişe geçmesi ile birlikte ve özellikle de Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) etkisiyle sola yöneldiği CHP ve sol ilişkisine dair hakim görüşlerdendir. Bu görüş yanlış değildir, ancak tam anlamıyla eksiksiz bir yorum da değildir. Çünkü; CHP, 27 Mayıs öncesinde de 1957 seçim dönemi ve sonrasında 1959 İlk Hedefler Beyannamesi ile sosyal demokrat görüşlere dair tanımlanmadan da olsa yöneliş eğilimindedir. Tabi ki 27 Mayıs sonrasında kurulan TİP’in özellikle üniversite öğrencileri arasında büyük bir destek görmesinin CHP’nin kendisini “ortanın solunda” tanımlamasında etkisi büyüktür. Ancak, CHP’nin bu yöneliminin tek nedenini TİP’ten gelen basınç olarak ele almak, Türkiye’de sosyal demokrasi görüşlerinin CHP merkezinde kurumsallaşması ve özgün bir şekilde gelişmesini eksik değerlendirmek olacaktır.

CHP, 1960’lı yılların ortasından itibaren “ortanın solu” tanımını daha fazla benimsemiştir. 16-18 Ekim 1964 tarihinde düzenlenen CHP’nin 17. Kurultay’ında Turhan Feyzioğlu ve Bülent Ecevit’in çalışmaları ile somutlaşan “İleri Türkiye Ülküsü” adlı bildiri kurultayın sonuç deklarasyonu olarak çıkmıştır. Bu bildiri, sosyal demokrasiye evrilme konusundaki ilk adım olarak kabul edilebilir. Ayrıca, “İleri Türkiye Ülküsü” sosyal yönden Ortanın Solunun alt yapısını oluşturmuştur.

‘1970’e doğru yenilikçi kanat ile gelenekçi kanadın kavgaları derinleşti’

Türkiye’de Sosyal Demokrasi, CHP merkezli olarak ancak kendisine özgün bir biçimde, özellikle 1965 sonrasında kökleşmeye başlamıştır. CHP’nin ortanın solu fikriyatına yakınlaşması parti içi gerilimleri de başlatmıştır ancak dönemin CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit’in bu istikamete yoğun mesaisi nihayetinde zaferle sonuçlanacaktır. Bu mücadele yolunda ilk adım 18 Ekim 1966 Kurultayı öncesinde bizzat Bülent Ecevit tarafından kaleme alınan “Ortanın Solu” kitabıdır. Ecevit, kitabında partinin ortanın solu yörüngesini titiz bir şekilde tariflemiş, mevcut Türkiye gündemine dair tespitlerini ve bunların “Ortanın Solu”nca çözüm önerilerini ortaya koymuştur.

1960’lı yıllarda, “Ortanın Solunun” bu çıkışında ülkede yaşanan demografik dönüşüm de etkilidir. Özellikle büyük kentlere göçün artmasıyla birlikte şehirlerde nüfus anlamında bir yoğunlaşma olduğu görülmektedir. Bununla birlikte işçi sınıfının nicelik olarak artışı da merkezine “sosyal adaleti” alan sosyal demokrasinin gelişmesi için uygun zemini oluşturmuştur. CHP’nin politik konumunun emek ve emek hareketini merkezine alan şekilde değişmesi işçi sınıfı ile CHP’yi 1970’li yıllara doğru iyice yakınlaştırmıştır. Ancak bu süreçte CHP içerisinde yenilikçi kanat ile gelenekçi kanadın kavgaları derinleşmiş ve bu kavgaların sonucunda Turhan Feyzioğlu önderliğinde 48 CHP Milletvekili 12 Mayıs 1967 tarihinde partiden istifa ederek Güven Partisi’ni kurmuştur. Bu durumun CHP içerisinde bir yarılma ve bölünme olduğu ortadadır. Ancak aynı zamanda Türkiye’de sosyal demokrasinin gelişmesi ve CHP’nin bu konudaki ürkekliğini tam olarak üzerinden atması için de önemli bir fırsat ve dönüm noktasıdır. Yenilikçi kanadın genç ismi Bülent Ecevit ve bu yenilikleri destekleyen Genel Başkan İsmet İnönü, parti içi muhalefetin partiden ayrılmasından sonra daha emin adımlarla CHP’yi program olarak Ortanın Solu düşüncesine çekmişlerdir. Merkezin ve bürokratik sınıfların partisi olarak görülen CHP, bu süreçte ezilmiş kitlelerin partisi haline dönüşmeye başlamıştır. Bu dönüşüm de yavaş yavaş CHP’nin kentlerin varoşlarında ve fabrika işçilerinde desteğini arttırmıştır. Bu noktada, yine Bülent Ecevit tarafından hazırlanan ve 1969 Genel Seçimi öncesinde yayınlanan “Bu Düzen Değişmelidir” kitabı dikkat çekicidir. Devleti kuran CHP, ilk defa böyle bir talebi dillendirmiştir. Toplumun tüm kesimlerinin sosyal ve ekonomik tüm sorunlarının detaylı bir şekilde anlatıldığı ve bunlara CHP’nin nasıl çözüm getireceğinin anlatıldığı kitap, bir anlamıyla da bir ideoloji tarif metnidir.

‘Ortanın solu toplumsal desteğe hemen ulaşamadı’

CHP’deki bu yenilenme hareketinin oy olarak geri dönüşünün gecikmesi, parti içerisindeki eleştirileri yeniden başlatsa da 1973 seçimlerinde ortanın solu düşüncesinin toplumsal desteğe ulaştığı görülmektedir. 1973 seçimlerinde alınan %33 oy ve 1977 seçimlerinde alınan %41,4 oy CHP’yi ve İsmet İnönü’yü “yenerek” Genel Başkan olan Bülent Ecevit’i siyasetin ana aktörü haline getirmiştir.

Görüldüğü gibi; CHP 1960’lı yılların ortasında başlayan, 1970’li yıllarda altın devrini yaşayan bir şekilde sosyal demokrasi ile güçlü bir ilişki kurmuştur. 1980,1990 ve 2000’li yıllarda ise sosyal demokrat partilerin Türkiye’de inandırıcılığı azalmış ve toplumsal desteği zayıflamıştır. CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığa gelmesinden sonra girilen ikinci genel seçim olan 7 Haziran 2015 seçimleri ise hem ortaya ciddi bir iktidar iddiası koyması hem de ciddi bir bildirge hazırlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır ve eski heyecanı göreceli de olsa yeniden diriltmiştir. CHP’nin bu seçim öncesinde, 13 yıllık AKP iktidarının ülkede yarattığı tüm sorunlara dair ayrıntılı tespitler yapması ve gerçekçi çözümlerle bunu halka anlatması dikkat çekicidir. CHP, 7 Haziran 2015 seçimi öncesinde “Yaşanacak Bir Türkiye” başlığında 200 sayfalık detaylı bir seçim bildirgesi hazırlamış ve Türkiye’deki sorunlara dair çağdaş sosyal demokrat bir yaklaşım geliştirmiştir.

‘7 Haziran 2015 Seçimleri CHP’de yeni bir heyecan yarattı’

Bildirgede yer alan asgari ücretin artırılması, aile sigortasının getirilmesi, taşeron işçilik sisteminin kaldırılması, emeklilere ikramiye verilmesi, çiftçilere destek verilmesi gibi konular, “sosyal adalet” ekseninde önem arz etmektedir.

CHP, hazırladığı seçim bildirgesiyle aynı 1970 döneminde olduğu gibi emekçi kitlelere odaklanmış ve kimlik siyasetinden de uzak durarak emek eksenli bir politik hat ortaya koymuştur. Sosyal adalet ekseninde, Türkiye’nin bütün sorunları çağdaş sosyal demokrat bir yaklaşımla ele alınmış ve bu çerçevede çözümler geliştirilmiştir.

‘CHP, bugün toplumun tüm kesimlerine seslenen bir siyasi parti konumundadır’

Ancak aynı 1970’li yılların ilk yıllarında olduğu CHP’nin bu yeniliklerinin ve hamlelerinin toplumsal karşılığının bir anda sağlandığı söylenememektedir. Burada ortaya konulması gereken şey, siyasetin ve siyasi söylemlerin bugünden yarına etki etmesinin beklenmesinin inandırıcı olmayacağı gerçekliğidir. 1960’lı yılların ortasından itibaren temellendirilen ortanın solu düşüncesi, CHP’yi 1973’te iktidara taşıyabilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığında o döneme benzer şekilde atılan adımların da iki genel seçim sonucunda iktidar getirmesi mevcut Türkiye şartlarında mümkün olmamıştır. AKP’nin siyasi ve toplumsal hayatın tamamını kapsayan ofansif anlayışı, CHP’nin ortaya koyduğu bu hamlelerin toplumsallaşmasını büyük ölçüde engellemiş ve bu yaklaşımın oy olarak CHP’ye kazandırmasına ket vurmuştur.

‘CHP için önümüzdeki dönem, ürkek politikaları tamamıyla terketme dönemi olmalıdır’

2019’a giden bu süreçte CHP ve toplum ilişkisine dair; son 8 yıllık dönemde yapılan hamlelerin topluma sirayet ettiğini söylemek ise yanlış olmayacaktır. Yani CHP, bugün toplumun tüm kesimlerine seslenen ve toplumsal tüm sorunlara dair bir çözüm sunan bir siyasi parti konumundadır. Adalet Yürüyüşü’ne, toplumun tüm kesimlerinden yüzbinlerce yurttaşın katılımı da bunun net göstergelerinden birisidir.

Artık CHP için önümüzdeki dönem cesur ve kendinden emin bir şekilde iktidar söylemini geliştirmek ve reformist ve ürkek politikaları tamamıyla terketme dönemi olmalıdır. CHP, bu ülkenin kurucu partisidir ve Türkiye’de halkın yararına tüm hamlelerde CHP’nin imzası vardır. CHP’nin geleneceğinden aldığı güçle geleceği inşa etmesi önünde hiçbir engel yoktur. 16 yıllık AKP iktidarı döneminde kronikleşen sorunlara dair sağlam çözümler ve toplumun kesimleri ile kurulacak pozitif ilişkiler CHP’yi siyasi atmosferin merkezine taşıyacaktır. CHP, bu adımlarını cesur bir şekilde attıkça bunun karşılığını en yakın sürede alacaktır. 3-4 Şubat 2018 tarihlerinde yapılacak olan 36. Olağan Kurultay bu nedenle bir dönüm noktası olma fırsatıdır. CHP Kurultayları, her zaman Türkiye’nin önünü açan fırsatları beraberinde doğurmuştur. Bu Kurultay da benzer bir anlam taşımaktadır. Kılıçdaroğlu liderliğinde ve nitelikli kadrolarla daha cesur bir şekilde kurgulanacak bir siyasi irade ve toplumsallaşan siyasi söylem 2019 seçimlerinde CHP’ye büyük güç kazandıracaktır. CHP’nin kurultay teması olarak belirlediği “Adalet ve Cesaret” söylemi de bu nedenle önemli ve dikkat çekicidir.

“Dağ başını duman almış
İşimiz çok, vaktimiz dar
Vatan ağır yaralanmış
Yürüyelim arkadaşlar”