Fikir Yazısı Politika

CHP, isimleri değil Hayır cephesinin taleplerini irdelemeli

Fotoğraf: Ziya Köseoğlu

Sonuçlarının meşruiyeti geniş halk kitleleri tarafından sorgulanan 16 Nisan Referandumu’nun üzerinden geçen üç haftalık sürede kamuoyu gündeminin ısrarla “2019 seçimleri ve kazanma ihtimali” başlığına sürüklendiğini görüyoruz. AKP ve MHP’nin kurumsal olarak almaları beklenen oyun çok altında kalmaları, hâlâ tam olarak açıklanamayan YSK dopinginin sonuçlara etkisi, 16 Nisan akşamı Saray ve AKP bloğundaki gerginlik görüntüsünden uzak bir yapay gündem ile referandum sonuçlarının sindirilmesinin kilit taşlarının döşendiği bir süreci yaşıyoruz. İktidar bloğunda bir medya savaşı gibi gözüken ancak aslında iktidardaki bölüşüm kavgalarının bir izdüşümü olan Pelikancı, hocacı, İslamcı, Gül ekibi vb. bloklar arasındaki çıkışların Saray’dan gelen bir talimatla zayıfladığı ve zoraki bir ateşkes dönemine sokulduğu söylenebilir.

Peki iktidar bloğunun -her ne kadar istediğini almış gibi gözükse de- kendi içerisindeki bütünlüğü bu derece sarsılmışken gündem gerçekten “2019’da aday/adaylar kim olmalı” olarak mı tecelli etmeli? Gazete manşetlerinin, TV programlarının konusunun bu noktaya sıkıştırılmasının Saray ve AKP rejimine bir nefes alma imkanı tanıdığı ve kontrolü sağlamak için zaman kazandırdığı görülemiyor mu? Bundan sonrası için ne yapılmasının tartışılması için adayın kim olacağını düşünmekten öte referandumda yapılan kampanyanın karşılığının ne olduğu ve tercihini hayırdan yana kullanan yurttaşların talepleri üzerine yoğunlaşılmalıdır.

CHP, 16 Nisan öncesi yapabileceği en başarılı kampanyayı yaptı

Özellikle belirtilen tartışmaların merkezinde olan CHP yönetiminin bu tuzak gündemde daha fazla oyalanmaması bir sorumluluktan öte hayati bir mecburiyettir.

Referandum kampanyası döneminde -son düzlükte yapılan bazı anlaşılmaz tavırlar haricinde- CHP’nin yapabileceği en tutarlı kampanyayı yaptığı pek çok otorite tarafından kabul ediliyor. Referandum öncesinde özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun “akil siyasetçi” imajıyla bir kampanya yürütmesi ve Erdoğan ile AKP-MHP kurmaylarının siyasi kavga taleplerinden ustaca uzak durması “hayır” kampanyasının siyasi polemikler altında ezilmemesi için hayati bir önem taşımaktaydı. Nihayetinde, pek çok farklı nedenle tercihini hayırdan yana kullanan yurttaşların talepleri kısır siyasi polemiklerin uzağında tutuldu böylelikle.

16 Nisan sonrası süreç iyi yönetilemedi

CHP, referandum kampanyasını “Erdoğan ve karşıtları” cepheleşmesinden uzak tutarak ve bunun bir parti seçimi olmadığını ısrarla vurgulayarak geniş bir hat çizilmesinin önünü açtı. CHP’nin, MHP’li muhaliflerin, HDP’nin, Saadet Partisi’nin, STK’lerin, diğer siyasal örgütlerin ve sivil girişimlerin çalışmaları ile iki seçmenden birisinin oyunun “hayır” olması sağlandı.

Ancak 16 Nisan akşamından itibaren YSK’nin referandum sonuçlarına doğrudan “evet” yönünde etki eden “mühürsüz oy” kararına karşı bir siyasi mücadelenin ana merkezi olması beklenen CHP’nin bundan uzak bir tavır alması CHP’ye yöneltilen eleştirilerin çıkış noktası oldu. CHP, oyun kurucu bir siyasi aktör olmayı değil; dayatılan oyun kuralları içerisinde oynayan sıradan bir oyuncu olmayı tercih etti ve “hayır” bloğunun psikolojik olarak ilk yenilgiyi almasına neden oldu. Kılıçdaroğlu’nun ve CHP yönetiminin referandum akşamından başlayarak sonraki süreci etkili bir şekilde yönetememesi “hayır” etrafında birleşen yurttaşların tepkilerinin doğal olarak buraya akmasının önünü açtı.

Kendisine yapılan “pasif davranıyorsunuz” eleştirilerinin farkında olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu 16 Nisan tutumunu “Karşı taraf silahlıydı. Bu tür duyumlar aldık. Partideki arkadaşlarla o gece (referandum gecesi) bunu tartıştık. Ve sürekli eylem, protesto gösterileri için vatandaşlarımıza ‘Sokağa çıkın’ çağrısında bulunmadık. Çok vahim olaylar çıkabileceği endişesi nedeniyle, bu sorumluluğu almamaya karar verdik” şeklinde açıkladı.

Yine partinin TBMM Grup Başkanvekili Özgür Özel de Kılıçdaroğlu’nun tutumuna ilişkin olarak “O gece ben onun gözlerinden deneyimli siyaset adamı, deneyimli bir bürokrat ve bir baba olarak herkesin çocuğunun sağ salim evine gitmesini düşündüğünü okudum” ifadelerini kullandı. CHP’nin bu tutumunun doğru olup olmadığını bize zaman gösterecektir. Yine de tüm baskılara rağmen “hayır” oyu kullanmış yurttaşların ülkenin rejimi tartışmalı sonuçlara dayanarak değiştirilirken 16 Nisan gecesi buna en azından tepki gösterme taleplerinin emilmesi unutulmayacaktır.

Baykal ne yaparsa kendisi için yapar

Bilindiği üzere “2019 adayı” tartışmaları CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın katıldığı bir TV programında “Kılıçdaroğlu başkan adayı olmayacaksa CHP Genel Başkanlığı’nı da bırakmalı” çıkışı ve CHP yönetimine diğer eleştirileri ile başladı. Partinin kurumsal olarak sonuçlara dair hukuki mücadelesinin sürdüğü bir ortamda Baykal’ın bu çıkışının referandumun meşruiyetinin sağlanmasına yönelik bir hamle olduğu söylenebilir. Burada Tarhan Erdem’in -kendisi de her ne kadar tartışmalı da olsa-“Baykal her şeyi kendisi için söyler” tespitinin üzerine düşünülmesi gerekmektedir(1).

Bu süreçle birlikte görünürlüğü iyice artan CHP içerisindeki tartışma ortamının geldiği aşamada Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke’nin yönetim görevlerinden istifa etmesi ve Mersin Milletvekili Fikri Sağlar’ın Parti Meclisi tarafından ihraç talebiyle Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi iki önemli gelişme olarak görülüyor. Ayrıca genel başkan olma iddiasında olan Muharrem İnce’nin kendisine yakın olan milletvekilleri ile ortak bir açıklama yapması da not edilmelidir.

CHP üst yönetimine farklı nedenlerle muhalif olan grupların hepsi yüksek sesle dillendirmese de ortak taleplerinin olağanüstü kurultay ile bir yönetim değişikliği olduğu söylenebilir. Sosyal demokrat bir partide parti içi muhalefetin yönetim değişikliği talep etmesi en meşru haktır. Ancak burada mevcut yönetimi savunanlar ile muhaliflerin arasındaki ayrışmanın ne olduğunu tespit etmek gerekmektedir. Muhalif olunan ve savunulan konular ideolojik ayrışmalar mıdır yoksa “Sen kalk biraz da ben oturayım” talepleri midir?

“Hayır” oyu verenlerin talepleri evrensel sol değerlerden uzak değil

16 Nisan’da “hayır” oyu veren yurttaşların taleplerinin okuması yapıldığında aslında bu taleplerin Tek Adam yönetimine karşı, emeği savunan, haksız zenginleşmeye, kimlik politikalarına karşı ve esasında evrensel sol değerlerden çok uzak olmayan talepler olduğu görülebilir. Bu tespit “‘Hayır’ oyu verenlerin hepsi sola yakındır” anlamını taşımamakla birlikte taleplerin bu doğrultuda olduğunu söylemektedir. Yani talep edilen “sosyal adaletçi, demokrasi temelli, kimlik politikalarını merkezine almayan ve uzlaşı esaslı” bir yönetimdir ve bu dünyanın her yerinde sosyal demokrat/sol programlı siyasi partilerin gündemini oluşturan temel siyasi noktalardır.

CHP, bu süreçte sosyal demokrat programlı bir siyasi parti olmanın gerekliliği olarak sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle, meslek kuruluşlarıyla ilişkisini güçlendirmelidir. “Hayır” oyu etrafında buluşan taleplerin geldiği toplumun tüm damarlarına ulaşmalı ve bu taleplerin takipçisi olmaktan vazgeçmeyeceğini göstermelidir. Yurttaşlarla “Kapılarını çalın, doğruyu anlatın” gibi pasifleştirici bir şekilde değil “Biz, hepimiz beraber mücadele edeceğiz” şeklinde bir ilişki kurulmalıdır. Bu ilişki tarzı yurttaşların kendilerinin siyasi özne olduklarının farkındalığını artıracak ve mücadeleye dahil olmalarını sağlayacaktır. CHP, bu süreçte hayır bileşenlerinin sesini dinlerse ve politikalarını bu doğrultuda belirlerse işte o zaman 2019’u çok daha kendinden emin bir şekilde tartışabilecektir.

Avrupa’da ve dünyada hakim sistem sorgulanırken ve toplumların tepkisi rasyonellikten uzaklaşırken CHP evrensel gelişmeleri de iyi anlamalıdır. Kısa vadede kazançlı gözükse de uzun vadede sıkıntılara neden olacak popülist söylemlerden uzak durmak, başka bir siyaset kurgusu ve söylemi geliştirmek gerekmektedir. Son olarak, 2019’a bu sistemde “Biz yöneteceğiz” şeklinde değil “Bu sistemi yeniden demokratikleştireceğiz, partili cumhurbaşkanlığını kaldıracağız” şeklinde gidilmelidir. Aksi taktirde, yapılanların ve yapılacakların hiç bir anlamı kalmamış olacaktır.

(1) http://medyascope.tv/2016/02/27/tarhan-erdem-baykal-her-seyi-kendisi-icin-soyler/


Bu Yazı ilk olarak Sendika.Org’da yayımlanmıştır.