Fikir Yazısı Politika

Almanya Seçimleri, Sağ Popülist Siyaset ve CHP’nin Alması Gereken Dersler

Kemal Kılıçdaroğlu - Martin Schulz

Otoriter sağ popülist siyaset tarzının başta Avrupa ve ABD olmak üzere son yıllarda yaşadığı çıkış siyaset bilimcilerin, sosyologların, iletişimcilerin yani hemen hemen tüm sosyal bilimcilerin üzerine çalıştığı bir konu. Dünyanın farklı yerlerinden pek çok bilim insanı, sağ popülist liderlerin halktan aldığı bu desteğin nedenini irdeliyor, bir şekliyle anlamlandırmaya çalışıyor.

Trump’ın ABD başkanı seçilmesi, İngiltere’deki Brexit sonucu, Fransa’da Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’in yükselişi, Hollanda’da PVV lideri Geert Wilders’in seçime damga vurması bu anlamlandırma çabasının temelini oluşturmakta. Yine aynı şekilde Rusya’da Putin’in, Zimbabwe’de Mugabe’nin, Hindistan’da Modi’nin otoriter sağ popülist şekilde kurguladığı iktidarını sürdürmesi de aslında bu sorunun hemen hemen tüm Dünya ülkelerini kapsadığını gösteriyor.

Peki özellikle, Avrupa’nın tüm dünyaya yıllardır dayattığı “liberal demokrasi” değerlerinin aşınmasına neden olan bu otoriter popülist sağ basıncın bu kadar karşılık bulmasının nedeni ne?

‘Kapitalizmin Krizi, Yabancı Düşmanlığı: Sağ Popülizme Büyük İlgi’

Bu sorunun yanıtını, Ortadoğu’ya yapılan emperyalist müdahaleler sonucu çaresiz kalan Ortadoğu halklarının Avrupa ülkelerine doğru büyük bir göç hareketi içinde olmasında aramak mümkün. Özellikle merkez Avrupa ülkeleri bu göç hareketi başladığında Türkiye ve Yunanistan’ı “mültecilere karşı bir set” olarak kurgulamış ve kendi ülkelerinin “steril” kalacağına dair bir kurgu yapmışlardı. Ancak zaman geçtikçe bu mülteci göçünün boyutunun artması orta Avrupa ülkelerinin de mülteci gerçeği ile yüzleşmesi sonucunu doğurdu. Ülkelerde mülteci sayısı arttıkça aynı zamanda yabancı düşmanlığı da yükseldi ve siyaset yaparken yabancı düşmanlığını merkezine alan sağ popülist liderlerin söylemleri halk tarafından önemsenmeye başlandı. Yani Avrupa’nın Neo-liberal politikaları ve politik değerleri, yarattığı krizin yansımalarını kendi kalbinde yaşayıp buna çözüm bulamıyorken ve buna karşı meseleyi yabancı düşmanlığı eksenine oturtan sağ/faşist partiler gittikçe daha çok ilgi çekmeye başladı.

Ancak, otoriter sağ popülist siyasetin yükselişinin tek nedenini mülteci göçünün sonucu olarak görmek de bu meseleyi anlamlandırmak açısından eksik olacaktır. Esasen bu yükselişinin ana nedeni; kapitalist sistemin yapısal bir krizi ve insanların bu krizi yaşarken –başka bir alternatif göremedikleri için- sistemi sağdan eleştiren siyasilerde medet aramakta olmalarıdır. Metropol kentlerde üretim ve tüketim kıskacında sıkışan ve insancıl bir yaşam süremeyen, doğadan uzaklaşarak kendisine yabancılaşan, amaçsızlaşan insanlar mevcut sistemi sorgulamaya başlamıştır. Ancak bu sorgulamayı sağlıklı bir politik çizgiye çekecek hakiki sol programların ve siyasetçilerin eksikliği onları “gururlarını okşayan” popülist sağ liderlere bağlamaktadır.

Tabi ki bu popülist sağ liderlerin, sermayenin tahakkümünün olduğu sistemle bir dertleri yoktur. Bu siyaset tarzının temelini insan haklarının, sosyal hakların ve en nihayetinde sosyal devletin tasfiye edildiği ve “yeniden büyük ülke olacağız” mottosuyla beslenen altı boş bir tarz oluşturmaktadır. Bu “yeniden büyük ülke olacağız” mottosu, yurttaşların sınıf bilincinin uyanmasının önüne konulan bir engel, onların tepkilerinin sistemi radikal biçimde sorgulama boyutuna gelmemesi için kullanılan bir araçtır.

‘Almanya’da Merkez Sol Siyasetin Yenilgisi’

Son olarak, Almanya’da yapılan seçimin sonuçlarına baktığımızda da benzer bir tabloyu görmekteyiz.

Özellikle Alman Sosyal Demokratların (SPD) yaşadığı büyük oy kaybı ve Nazi görüşlerini destekleyen aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi’nin (AfD) %13,5 oy alarak tahmin edilenin de üstünde bir başarı elde etmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta.

Merkel’in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin 2013 seçimine kıyasla yüzde 9 oy kaybetmesi ve oy oranının yüzde 41,5’tan yüzde 32,5’a gerilemesi de sağ popülist siyasetin Almanya’daki etkisini gösteren diğer bir barometre.

‘Merkez Sol, Neden Alternatif Olamıyor?’

SPD’nin, 1949’dan bugüne kadar en kötü seçim sonucunu bu dönemde almasının nedenlerini irdelemek ise belki de tüm Dünya’da “alternatifsiz” olarak büyüyen bu sağ popülist siyaset tarzına dur demek için bir ders niteliğindedir.

Yani, Neo-liberal sistemle arasına kesin bir çizgi çizmeyen, merkez sağ partilerle koalisyonlar/ittifaklar yaparak büyüyeceğini zanneden ve krizlerden bunalan yurttaşlara bir çıkış kapısı gösteremeyen sosyal demokrat/merkez sol partilerin 2017 Dünyasında sözünün olmadığını ve olamayacağını bir kez daha göstermesi açısından Almanya seçim sonuçları önemlidir.

Hiç şüphesiz, Türkiye’de sosyal demokrat parti kimliğine en yakın parti olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin de Dünya’daki bu gelişmelerden ve Almanya’daki seçim sonuçlarından da alması gereken dersler vardır. Bu derslerden belki de en önemlisi, sistemin içinde vasat bir özne olarak yurttaşlara umut verilemeyeceği ve beklenen desteğin bu şekilde asla alınamayacağıdır. Yani Neo-Liberal sistemin yarattığı krizler karşısında yeni bir söz söylemeyen ve inandırıcı bir alternatif ortaya koyamayan merkez sol siyaset tüm Dünya’da bu sonuçları almaya mahkumdur.

‘CHP, Sınıf Bilincini Önde Tutarak Alternatif Bir Çıkış Olmalı’

Cumhuriyet Halk Partisi, 7 Haziran 2015 seçimi öncesinde hazırladığı seçim bildirgesiyle güçlü bir şekilde sınıf bilincini ön planda tutmuş ve bunun olumlu sonuçlarını yaşamıştı. Kimlik siyasetinden uzak duran bir siyasi söylemle yurttaşların krizlerine çözüm öneren CHP, 7 Haziran’da oy kaybetmediği gibi güven endeksi olarak büyük bir çıkış yakalamıştı. Taşerona kadro, emekliye ikramiye gibi konu başlıkları altında sosyal adaleti güçlendirici vaatlerin toplumdaki karşılığı beklenmedik şekilde büyük olmuş ve 1 Kasım seçimlerinde AKP de kendi programına CHP’nin ortaya koyduğu bu vaatleri almak zorunda kalmıştı.

2019’a giden süreçte CHP yönetiminin zaten elinde hazır olan 7 Haziran bildirgesini bu yönde daha da geliştirerek ortaya koyacağı bir iddia Türkiye siyasetinin önünü açacak ve yurttaşların CHP’ye yüzünü dönmesini sağlayacaktır. Adalet Yürüyüşü, Adalet Kurultayı, Fındık Mitingi ve Üzüm Mitingi toplumun tüm kesimlerinde kriz yaşayan yurttaşların CHP’yi bir umut olarak görmesini sağlamaktadır. İnsan hakları ihlallerinden, çiftçinin ekonomik sorunlarına kadar geniş bir yelpazede geniş bir hak savunuculuğu rolü CHP’yi sistemin bir alternatifi olarak her geçen daha da büyütmektedir. Ancak bu büyüme yaşanırken CHP’nin mevcut sistemden “başka bir şeyler” söylemesi gerekmekte, oyunu çizilen sahanın dışına taşıması gerekmektedir. Ülkenin yakıcı sorunlarında mevcut iktidar partisiyle benzer algılanma durumu yurttaşların CHP’ye yaklaşımını sorgulatacak ve iktidar partisinin seçmen sadakati avantajını canlı tutacaktır.

‘Akşener’in Partisi, CHP’ye Sosyolojik Olarak Zarar Verecek’

Öte yandan CHP için diğer bir tehlike de Meral Akşener liderliğinde kurulacak yeni merkez sağ partidir. Bu parti mevcut iktidar partisinden daha çok CHP’ye sosyolojik olarak zarar verecektir. Çünkü merkezde duran, laik gündelik yaşamla sıkıntısı olmayan, sermaye sınıfını tatmin eden kurguda olacağı anlaşılan bu yeni partinin özellikle batı illerinde CHP seçmenine ulaşması bu durumda çok zor olmayacaktır. Anlaşılması zor bir durum CHP’li siyasetçiler tarafından yapılan “Akşener’in partisi siyasi boşluğu dolduracak” açıklamalarıdır. Doldurulacak denilen boşluk aslında batıda “AKP’nin CHP’lileştirdiği” seçmenlerin kendi adreslerine akmalarından ibaret olacaktır. Yani yaşam tarzı ve dünyaya bakış olarak merkezde duran bir yurttaşın AKP’ye karşı CHP’ye verdiği oy kolay biçimde Akşener’in partisine dönebilecektir. CHP’nin bugün kale olarak gördüğü İzmir, Aydın gibi illerin AKP öncesinde Merkez sağın hakimiyetinde olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

İşte, bütün bunların perspektifinde CHP’nin 2019’a giden yapması gerekenler aslında ortadadır. Mevcut iktidar partisinin çizdiği çizgilere hapsolmadan yeni bir siyaset tarzı geliştirmek tek çıkış yoludur. İnsanların her geçen gün daha da yoksullaştığı, kent hayatının üretim tarzının insanları varoluşsal krizlere sürüklediği bu ortamda CHP “güçlü bir alternatif” olarak gözükmek zorundadır. Yurttaşların zihinlerinde soru işaretleri bırakmadan, 7 Haziran öncesindeki siyasi tarzı daha da zenginleştirerek kurgulanan bir siyasi tarz 2019 için hayati bir ihtiyaçtır. Cumhuriyet Halk Partisi, halkın partisi olduğunu ortaya koymalı, sistemin içinde iddiasız bir özne görüntüsü vermekten uzak durmalı ve bunun için de radikal bir söylem geliştirmelidir. Hiç şüphesiz, memleketin fındığını bir avuç yabancıya peşkeş çekenler değil, çiftçinin yanında mücadele edenler 2019’da kazanacaktır….


CHP-SECIM-BILDIRGESI-2015