Politika Seçkiler

“AKP’nin ulus ve devlet ile özdeşleşmesi bana DP’nin son yıllarını hatırlatıyor”

Hollandalı tarihçi, akademisyen ve Türkolog Erik Jan Zürcher, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kemalizm’i Türkiye ve Ortadoğu tarihinin önemli bir safhası olarak gördüğünü söyleyen Zürcher, AKP’nin ulus ve devlet ile tam olarak özdeşleşmesinin kendisine DP’nin son yıllarını hatırlattığını ifade ediyor.

Zürcher’in değerlendirmelerinden satırbaşları şöyle:

Ülkedeki cadı avı ve karşıt görüşlü kişilere karşı hoşgörünün söz konusu olmaması bana 1980-82 dönemi Türkiye’sini hatırlatıyor. Parti ve partinin liderinin “ulus” ve “devlet” ile tam olarak özdeşleşmesi bana DP’nin son yıllarını (1957-60) hatırlatıyor. En karanlık anlarımda ise 1933 Almanya’sını, Hitler’in sadece %43,9 ile seçimleri kazanmasını (çoğunluk oyu değil!) ve buna rağmen parlamentonun kendisine kararname ile yönetmek için sınırsız yetki vermesini sağlamasını düşünüyorum.

‘Kemalizm’in bazı ana unsurları günümüz Türkiye’si son derece geçerlidir’

Bir tarihçi olarak, Kemalizm’i Türkiye ve Ortadoğu tarihinin önemli bir safhası olarak görüyorum. Zamanı için oldukça cüretkâr bir politik ve kültürel modernleşme modelidir ve otoriter sistemin tüm olumsuzluklarına rağmen ülkeye kökten bir değişimi getirmiştir. İslam’ın kurumlardan ayrılması ve özellikle de şeriat rejiminin kaldırılması, Müslüman dünyası için önemli ve eşsiz bir durumdur. Kemalizm’in soldan aldığı eleştiriler, erken dönem cumhuriyetin işçi haklarını baskı altına aldığı, mevcut mülkiyet ilişkilerini sürdürdüğü ve Kürtler gibi unsurları ezmiş bir otoriter ulus devleti olduğu doğrudur. Ama hatırlamalıyız ki, faydaları veya hataları ne olursa olsun Kemalizm tarihteki belirli bir döneme aittir. Bugün için bir reçete olamaz. Bunu söyledikten sonra, Kemalizm’in mirasında yer alan bazı ana unsurlar günümüz Türkiye’si ve dünya için son derece geçerlidir: Laiklik, kadın hakları ve Batı’ya yönelme.

‘Erdoğan kentsel göçmenleri temsil eden bir politik lider’

Ortada bazı sosyal faktörler var. Geçtiğimiz yüzyılın son yarısında Türkiye tarihindeki en önemli sosyal ve demografik değişim nüfus patlaması ve şehirlere doğru büyük göç olmuştur. Erdoğan kentsel göçmenleri temsil eden bir politik lider olmuştur. Bunun dışında, elbette kişisel karizma da mevcut. Bunu açıkça saptamak her zaman zordur ama tavırlarıyla ve olağanüstü halka hitabet becerileriyle hem “bizden biri” olduğunu hem de Türkiye’nin büyük kesiminin istediği bir çeşit ataerkil diktatör olduğunu (sert ama adil) aktarmaktadır. Onun takipçilerinin gözlerinde o tıpkı hem özgün hem de güçlü olan Le Pen, Trump, Putin ve özellikle de Erdoğan’a oldukça benzeyen Hindistan’da Modi gibi özgündür.

‘Türkiye bölünmüş bir ülkedir’

Türkiye bölünmüş bir ülkedir. ‘Hayır’ kampanyası son derece adaletsiz koşullar altında kayda değer düzeyde direnç göstermiştir, ancak kazanmış olsaydı dahi ayrım yine de 50’ye 50 olacaktı. Sorun şu ki, ülkenin bölünmüş yapısı derin tarihsel kökenleri olan sosyal ve kültürel bir gerçekliktir. Cumhurbaşkanı ve hükümet partisi gücü köprüler kurarak değil, kendi arkalarındaki fanatik takipçilerini daha da güçlendirerek, önyargı ve korkularını besleyerek ve artırarak ve böylece Türk toplumunun diğer önemli kesimlerini yabancılaştırarak sağlamıştır. Uzun vadede bu oldukça sorumsuz bir yol haritasıdır.


Kaynak: Meltem Yılmaz – BirGün (tamamı)

Yazar Hakkında

Tahayyül

Akademiden, sendikalardan, basın camiasından, siyasi örgütlerden ilerici mücadele veren herkese sözünü söyleme imkanı vermeye çalışır. Toplumda söz söylemesi gereken ancak geleneksel medyada kendisine yer bulamayan tüm dezavantajlı kesimlerin sözlerini örgütleme amacı taşıyan bir mecradır.

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıkla