Toplumsal Bellek

Ahmet Taner Kışlalı’nın kaleminden: Nasıl Sosyal Demokrat Parti Olunur?

Nasıl ki “Ben ressamım” demekle ressam olunmazsa; “Ben sosyal demokratım” demekle de bir parti sosyal demokrat olmaz.

Hatta “Ben partiyim” demekle de siyasal parti olunmaz!

Bunun ilk ve temel koşulu şudur:
Toplumsal taban, örgütsel yapı ve ideoloji arasındaki tutarlılık.

Her partinin belirli bir hedef kitlesi vardır. Çıkarlarını ve düşüncelerini temsil etmek istediği; sorunlarına çözüm bulmayı iddia ettiği; desteği ile iktidara ulaşmayı düşündüğü bir kitle.

Bu kitleyi olabildiğince geniş tutmak, iktidara ulaşma şansını artırır. Ama bu kitle, ancak çıkarları birbirleri ile bağdaşabilenlerden oluşur.

İster kol ister kafa emeği ile geçinsinler, sosyal demokrat ya da demokratik sol partilerin doğal tabanı çalışanlardır.

Partinin yapısı, toplumsal tabanını yansıtmalıdır. Çalışan toplum kesimlerine dayalı bir partinin, örgütünde de emekçiler ağırlık taşımalıdır.

Ve ideoloji, o toplumsal tabanın sorunlarının çözümüne öncelik tanımalıdır.

Sosyal demokrat ideoloji, geri kalmış bir ülkede, sadece pastayı hakça paylaştırmakla yetinemez; aynı zamanda pastayı büyütebilmelidir.

Çalışan toplum kesimleri, gelir düzeyi yüksek bir kesit oluşturmazlar. Onlara dayalı olan partiler de ancak onbinlerce üyenin küçük ödentileriyle ayakta dururlar.

Sosyal demokrat parti üyesi olmanın ilk koşulu, az ama düzenli bir ödenti vermektir.

Eşraftan 3-5 kişinin cüzdanları ile sağcı bir partinin örgütü kurulabilir ama sosyal demokrat bir parti kurulamaz. “Ben kurdum, oldu” derseniz; kurduğunuz şeyin sosyal demokratlıkla ilgisi bulunmadığını -günün birinde- üzülerek anlarsınız.

Sol bir partinin örgütünde görev alanlar, partinin ideolojisini iyi bilmek, parti programını ve tüzüğünü de içeren ciddi bir eğitimden geçmiş olmak zorundadırlar.

Sol bir partide, parti içi eğitimden geçmemiş, belirli bir bilinç düzeyine ulaşmamış olanlar, belli düzeylerdeki görevlere aday olamamalıdır.

Önemli olan bilinçli üyedir!

Tartışan ama demokratik süreçlerle oluşan kararlara saygılı, disiplinli üyedir.

Böyle 20-30 bin üye -bir kısmı naylon olan- yüzbinlerce üyeden daha anlamlı ve önemlidir.

O üyelerin seçtiği, parti içi eğitimden geçmiş kişilerden oluşacak örgüt yönetimlerini düşünün! Öyle delegelerden oluşacak kurultayları düşünün!…

Toplumsal tabanınızın kimlerden oluştuğunu, kimlerden oluşması gerektiğini net bir biçimde biliyor musunuz?

O tabanın sorunlarını ve geleceğe dönük özlemlerini doğru bir biçimde saptadınız mı?

O gereksinmeleri karşılayacak çözümleri oluşturdunuz mu?

Ve o çözümleri, kitlelere “etkili” bir biçimde aktarabiliyor musunuz?

Bu dört soruya da olumlu bir yanıt verebilen bir partinin başarısızlığı söz konusu olamaz.

Ama siz, “Gelsin de kim olursa olsun” demişseniz… Üyeleri sadece birilerinin bir yerlere gelebilmesi için kullanılacak aracılar olarak görmüşseniz… Partiyi bir milletvekili fabrikası gibi algılamışsanız…

Ve çözümlerinizi, kitlelere inandırıcı bir biçimde iletemiyorsanız…

Seçimleri kazansanız ne yazar, kaybetseniz ne değişir.

Yazar Hakkında

Tahayyül

Akademiden, sendikalardan, basın camiasından, siyasi örgütlerden ilerici mücadele veren herkese sözünü söyleme imkanı vermeye çalışır. Toplumda söz söylemesi gereken ancak geleneksel medyada kendisine yer bulamayan tüm dezavantajlı kesimlerin sözlerini örgütleme amacı taşıyan bir mecradır.

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıkla