Emek

2017 yılının ilk dört ayında en az 586 işçi yaşamını yitirdi

İSİG Meclisi’nin yayımladığı iş cinayetleri raporuna göre nisan ayında en az 145, yılın ilk dört ayında ise en az 586 işçi yaşamını yitirdi.
 Rakamlar, insan hayatının yanında yer alan değersiz sembollerdir diyoruz hep. Ancak kimi zaman bu rakamları önleyebilmenin yolu onların aslında ne kadar “çarpıcı” olduğunu kabullenip yola öyle devam etmekten geçiyor. İSİG her ay ülkenin dört bir yanında ayrı ayrı hikayeleri olan işçilerimizi ekonomik döngüler, siyasi krizler, umursamamazlığın hakim olduğu bir yönetim yapılanması içerisinde yiten yaşamlarını veriyor. Verilere göre;
2013 yılının ilk dört ayında en az 289 işçi,
2014 yılının ilk dört ayında en az 431 işçi,
2015 yılının ilk dört ayında en az 488 işçi,
2016 yılının ilk dört ayında en az 595 işçi,
2017 yılının ilk dört ayında ise en az 586 işçi yaşamını yitirdi…
Marx, Kapital’in ilk cümlesinde şöyle söyler: “Kapitalist üretim tarzının egemen olduğu toplumların zenginliği, ‘muazzam bir meta birikimi’ olarak kendini gösterir, bunun birimi tek bir metadır.” Yani işçinin emeği de ortaya konulan ürün de birer meta kabul edildiği için “bu uğurda” yiten canlar da olsa olsa kazadır. İş kazası kavramı sermaye ve devleti tarafından bu şekilde kullanılmaktadır. Bu ölümleri cinayet olarak adlandırmak karşısında hukuksal olarak bir suçlunun varlığını kabul etmek olduğu gibi daha geniş anlamda sistemin ta kendisinin de bir katil olduğunu ifade etmek anlamında önemlidir. Hükümetin kaçındığı nokta birkaç iş adamından ziyade bütün bu iş adamlarını çatsı altında barındıran sistemin zarar görmemesidir. Yani sistemin deyimiyle “iş kazaları”, bizim için sınıfsal ve politiktir.
İşçi sağlığı bu yüzden bir sağlık sorunu değildir ve işçi güvenliği de bir güvenlik meselesi değildir. Yaşadığımız coğrafyada işçi sağlığı ve güvenliği meselesi uzunca süredir meslek odalarının sorun alanlarının içinde yer almıştır. Sağlık denilince akla hekimler, güvenlik denilince akla mühendisler, ‘iş güvenliği uzmanları’ gelir. Bu sadece akla gelmez, pratikte sorunun muhatabı olarak iş görenler büyük oranda meslek odaları ve birlikleri olarak somutlanır. Yani sistem, kimsenin kendisini muhattap almasına müsade etmez.
Çözümün en kestirme yoluyla fazla kar hırsından arındırılmış, denetimli bir sistemde olduğunu biliyoruz. Sorun şu ki çözümü farklı bir sınıfın -yani burjuva sınıfının- işçi sınıfınını düşünerek hareket etmesini beklemek. Sistem ölümü meşrulaştırmanın yolunu bulmuşken  böylesine bir naiflik beklemek yukarıdaki rakamları azaltmayacaktır.

 


*R.Türkmen, G. Akarca, İşçi Cinayetlerinin Ekonomi Politiği, Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, s.66

Yazar Hakkında

Tahayyül

Akademiden, sendikalardan, basın camiasından, siyasi örgütlerden ilerici mücadele veren herkese sözünü söyleme imkanı vermeye çalışır. Toplumda söz söylemesi gereken ancak geleneksel medyada kendisine yer bulamayan tüm dezavantajlı kesimlerin sözlerini örgütleme amacı taşıyan bir mecradır.

Yorum Ekle

Yorum Yazmak İçin Tıkla